| |
Bir Gemi Yelken Açtı |
| |
Fatih |
| |
Fıskiye |
| |
Leylekler |
| |
Ölüm ve
unutulmak |
| |
Vazo |
| |
|
| |
Bir Gemi Yelken Açtı
Bir gemi yelken
açtı hayal iklimlerine,
Civarından çığlıkla yorgun martılar kaçtı
Rüzgâr sürüklenirken derinlerden derine;
Hayâl iklimlerine bir gemi yelken açtı.
Beyaz yelkenlerinde ölgün bir kızıllığın
Titrek son akisleri dalgalandı belirsiz;
Toplanırken göklerde bulutlar yığın yığın
Hırçın bir fırtınayı düşünüyordu deniz.
Ufuklarda solarken altın şafak gülleri
Yabancı âlemlerden sâadetler, emeller,
İhtiraslar bekliyen kimsesiz gönülleri
Gizlice sıkıyordu kızgın demirden eller.
En katı yüreklerinin bile bu sabah iki,
Üç damla yaş kurudu solgun yanaklarında;
Açılan yolcuların hepsi hissetmişti ki
Bugün de erişilmez o diyâra, yarın da...
Mâdem ki o iklime erişmeye imkân yok,
Neden böyle vakitsiz enginlere çıkışlar?
Bulutlar toplanıyor, ufukta dalgalar çok,
Kış geliyor, yelkenler emin bir yerde kışlar!
Yolcular diyorlar ki: -Erişmek ümidi az;
Biliriz dalgaların her biri mezarlık.
Belki de içimizden hiçbiri ayak basmaz ,
Lakin yolunda ölmek, bu da bir bahtiyarlık!
Ufkun dört duvarına kanadını vurarak
Rüzgâr sürüklenirken derinlerden derine,
Gümüş yelkenlerini yüksekten savurarak
Bir gemi yelken açtı hayal iklimlerine.
 |
| |
|
| |
Fatih
Sürüklerken tunçtan topu mandalar
Geçilirken dağlar, tepeler düzler,
Padişah ordunun seyrine dalar;
Sancaklar, silahlar, atlar, öküzler...
Padişah düşünür ordu akarken,
Sevimli gözlerle selam alır kâh;
İstanbul ufkuna doğru bakarken,
Bir zafer hırsıyla güler padişah.
 |
| |
|
| |
Fıskiye
Fıskiye
Mehtap on beşindedir.
Havuzdaki fıskiye
Belki tutarım diye,
Mehtabın peşindedir.
Bahçenin boşluğunda
Biriken sessizliği
Pırıltılar deliyor.
Gecenin boşluğunda
Fıskiye yükseliyor.
Sonra birden vurulmuş
Gibi, renksiz, durulmuş
Sulara inci inci
Düşerek can veriyor,
Fıskiyenin bu hali,
Kalbe hicran veriyor.
Her
sevdanın sevinci,
Her sevincin hayali
Göz kırpılması kadar,
Sonunda suya düşmek
Rüzgârda dağılmak var.
 |
| |
|
| |
LeyleklerBu akşam sonbahar ne kadar serin;
Geceyi hasretle bekliyor zaman.
Üstünde hasretle leylekler uçan
Beyaz perdeleri indiriverin.
Masamda düşünen eski lambayı
Yakmayın, odamız karanlık dursun;
Gecenin ufkundan yükselen ay'ı
Görelim, perdemiz üstüne vursun.
Perdemiz üstünde uçan leylekler
Şimdi ay vurunca, yabancı, uzak
Mavi bir iklimden kanat çırparak
Geçen leyleklere benziyecekler.
O zaman unutup aşkı, hevesi,
Neşeyle çarparken yorgun kalbimiz,
Göğsümüzden kopan bu coşkun sesi
Kanat seslerine benzeteceğiz.
 |
| |
|
| |
Ölüm ve
UnutulmakBir gün kışı hatırlatan bir akşam
Ruhumda son kalan mana uçacak,
O gün dinlenecek vücudum ancak,
Kulaklarım kurşun ve gözlerim cam.
Birden örtülecek önümde dünya
Bir anda silinip yakın uzaklar
Beni tahtalara uzatacaklar;
Bitecek yaşamak, bu yarım rüya.
Her dakika biraz daha kırılan
Kalbim parçalanmış, yazık, içimde.
Artık ıstırap yok, artık içimde
Çöreklenmiyecek hergün bir yılan.
Kapatacak bana aşina bir el
Gözlerimi kesik hıçkırıklarla
Oh, kalbe batmayan bu kırıklarla
Her yasa yabancı kalmak ne güzel!..
Seneden seneye ve ağır ağır
Gömüleceğim ben de ine ine
Hareketsiz ve kör, dilsiz ve sağır,
Boş bir karanlığın derinliğine. |
| |
|
| |
Vazo
Kartaca'dan dönen bir Fenikeli,
Kimden ilham almış, ne maharetle,
Hangi topraktan ve hangi aletle,
Nasıl da yaratmış sanatkar eli?
Uzun yolculuktan dönerken geri,
Gözleri fer alıp sudan, ateşten
Vazoda meze etmiş batan güneşten
Akdeniz'e vurup solan renkleri.
Bir kasırga gibi geçen asırlar
Mezar olup şana, servete,taca;
Yıkıldı Fenike, yandı Kartaca;
Konuştu karanlık ve dilsiz sırlar.
Vazo, hayalinde eski ihtişam,
Tadıyor, renginde parlarken kini,
İşe yaramadan durmak zevkini.
Zamandan alıyor böyle intikam.
 |