Hasan Akay

 

(1957-........)

 

1957 yılında İzmit’te doğdu. İlk, orta, lise öğrenimini bu şehirde gördü. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde iki yıl okuduktan (1975-76) sonra aynı fakültenin Yeni Türk Edebiyatı bölümüne geçti (1977). Buradan mezun olduktan (1981) sonra bir müddet özel bir lisede edebiyat öğretmenliği yaptı (1981-83). İ.Ü. Orman Fakültesi’nde Türk Dili öğretim görevlisi olarak çalıştı. Bir yıl sonra İ.Ü. Edebiyat Fakültesi’nde Türk Dili okutmanı oldu. 1990 yılında Yeni Türk Edebiyatı bölümünden Doktora derecesi aldı.
Akay, orta öğrenim yıllarında arkadaşlarıyla birlikte çıkardığı Dönüş dergisiyle yazı hayatına atıldı. Sedir dergisinin yazı işleri görevini üstlendi (1980). 1983 yılında Suffe Şiir Ödülü’nü M. Özçelik ile paylaştı. Bazı gazetelerde Sanat-Edebiyat sayfaları düzenledi. Sedir, Milli Gençlik, Türk Edebiyatı, Hisar, Cemre, İlim ve Sanat, Diriliş, Dergah, Yedi İklim gibi dergilerde, şiir, inceleme, çeviri, deneme, hikaye, tahlil çalışmaları yayımlandı.

Şiir kitapları: Gökkuşağı Alnım, Ay Dervişleri, Savaş Görmüş Çocukların Şiiri adlı kitapları yayımlanmıştır.

                      TOPLU ŞİİRLERİ

  Bana Leylâ
  Çare-siz
  Eylül Yorgunu
  Gül Dervişleri
  Kış için Ebrû
   
  Bana Leylâ

Bir kentteyim susuzum
Ellerin bana / Leyla

Dar kuyuda Yusuf'um
Gözlerin bana / Leyla

Ben göklere mecnunum
Yolların bana / Leyla

Hep kapalı kapılar
Gül yüzün bana / Leyla

Ah demek mümkün değil
Dillerin bana / Leyla

Sabır sevda yarabbi
Bu kalem bana / Leyla 

   
  Çare-siz

Ah bu günler geceler
kadim ağaçkakanı
uzayan ömrümüzün

sessiz bir törpü zaman
pek farkında değiliz
gün gün öldüğümüzün

ışığını kim yakar
kimsesiz aynalarda
kaybolan yüzümüzün

o müthiş gözlerinin
parmaklığı içinden
yine bakıyor hüzün 

   
  Eylül Yorgunu

Rüzgâr mı getirdi yoktu az önce
dağlardan yürüyen suskun akşamı
akşam ki etrafı sarıp örtünce
eritir ufukta donuk zamanı

Vicdanım dünlerden gel yap sorgunu
kafeste kuş gönlüm/eylül yorgunu

Resimler çizilir gözleri yaşlı
silinir bulutlar göğe değince
sevinç bir içimde,hüzün o başlı
kanatır yüreği yere eğince

Dağlarda çimenler yağmur vurgunu
yürümez topraklar/eylül yorgunu

Haykırış küçülür varmaz kulağa
gönül seslerini duyan mı olur?
bakışla da gidemezken uzağa
yıldızı geceden sayan mı olur?

Muştular yağmursuz bulutlar durgunu
Gecede esen yel/eylül yorgunu

Sessizlik hükümdar gece tahtında
adımlar kısaldı,tutuk nefesler
bir sarı yaprak var umut bahtında
girmiş damarına endişe eser

Yalnızlık,gün senin çevir burgunu
şiirler,şarkılar /eylül yorgunu

Eylül mü sen misin büken boynumu
uçuşan yapraklar,göçen kuşlar mı?
sildirmez gözümden ömür sonumu
ey bahar bir daha çağın başlar mı?

Yalan baharların gönlüm dargını
kavuşmak ümidi..Eylül yorgunu.

   
  Gül Dervişleri

 

Tut ki fatih'te çatıkatına yerleşmiş zaman
başka bir zamandır, uyur gezer yaşamak...
Uzaklarda boğulur caddeler gemiler bir bir batar
gecenin yaprakları düşer karanlık alanlara
başıboş ışıklar vururken sararmış salonlara
dayanılmaz ağrılar yaşanır üç duvar arasında
unutulmuş bir sessizlik ararken aslını
şehrin alt katlarında...

Tut ki zaman başka bir zamandır bu defa
kutlu bîr mağarada çölü dinler adamlar
esmer zülüflerini yüzüne savururken bir rüzgar
masum bir uykunun yüzünde masum bir nazar
bir ülke keşfediyor beladan nasip almış bir diyar
Tut ki arş ürperiyor bu nazarın yüzünden
gök iniyor sonsuz gibi hür ve geniş özleminden
çevresinde bildik yıldızlar işiyor ve yaşanıyor
kim ne derse desin ve kim ne derse desin
ışık ve gül ve özlem zaman dışı yaşıyor...

(Bir zamandı geleceğin göğsünde kırmızı gül yarası
bir zamandı insanlar insan gibi şehre girdiler
her biri gül yanaklı bir fatih gibiydiler
yaşanmamış zamanla güçlü bağlan vardı..
Kusursuz bir terzinin biçtiği giysileri
mükemmel bir eda ile tam vaktinde giydiler
ezeli bir ağacın gölgesine girdiler
ve gördüler gerçeğin gizli yüzünü..
Herbiri gül yanaklı bir fatih gibiydiler..)

Tut ki el ayak çekildi çekilecek bir anda
büyük kentlerin şimdi şok geçirdiği demdir
yaralı yerimize tatlı bir mertemi serendir
bir ana motif gibi gönülde tekrarlanan
"gözleri sürmeli yaralı bir ceylan gibi" giden akşam
bir kanat sesi birden alçaltır bulutları
kulağına öpücük gibi usulca İnen bir davet zamanı
gözlerinde ansızın dirilen özlemin turnaları
birden kim gelir öyle şimdi kim tutar aynaları...
Tut ki bütün hayatları bir zamanı dolduran
ölümün gözbebeği gül dervişleri..
Acı bir ıstırap gibi uzayan karanlık geceyi
o kuşatan denizi soyup siyah örtülerinden
bulutsuz mavi bir göğe dönüştüren..
Tul ki bu dervişlerin ölümü yendiği zamandır
Kitabın ve kuşların ve suların sevindiği zamandır
gök çoğalmıştır ve yer uyandı uyanacak
ve bütün kapıları - sur gibi bir ses - vurdu vuracak dinle.

   
  Kış için Ebrû

Kaşla göz arasında dokur gökte kış
Serpmeli ebrûnun yüreklisini
Sessizlik ritmine kavuşur akış
Giyinir dünya ipeklisini!

Bir karış yer bile kalmaz açıkta
Arşınlar yeri kar, karış karış
Nûr ile örtünür etraf, usulca
Başlar mûsikî, derin yakarış...