| |
Aştan Bahsedeceğim |
| |
Destan Şehri Konya |
| |
Gül,Sonbahar,Sonra |
| |
Günaydınım |
| |
Herşey |
| |
İstanbul Caddesi |
| |
Misis Miniver |
| |
Nereye |
| |
Sen Söyle |
| |
Sevda Üzerine Ağıt
|
| |
Takkeli Dağ ve Ötesi
|
| |
Zamana Vurulan Kerkit |
| |
|
| |
Aştan Bahsedeceğim
Sıyrılın gündelik düşüncelerden,
Şimdi size aşktan bahsedeceğim.
Bir arzu var içerimde hafiften,
Şimdi size aşktan bahsedeceğim...
İlk önce, bir bahar günü farzedin,
Ne haliniz varsa yare arzedin.
İster gülün, ister itiraz edin
Şimdi size aşktan bahsedeceğim...
Ya bir dosttan, ya bir arkadaşımdan
Belki bir şey geçti kendi başımdan,
Farkettiniz elbette, telaşımdan
Şimdi size aşktan bahsedeceğim...
Günler var, aşkla yüklü olduğumuz,
Sevda bahsinde haklı olduğumuz
Yetmez mi ağlamaklı olduğumuz?
Şimdi size aşktan bahsedeceğim...
Yadını duyduğum şey, bütün bir yaz
Düşünceler, bulutlar kadar beyaz.
Gayri niyet ettim, vazgeçsem olmaz
Şimdi size aşktan bahsedeceğim...
Küllenmiş bir ateş gibi eskiden
Bir beste bilirdim, hasretle biten.
Yollara bakınız, uzayıp giden,
Şimdi size aşktan bahsedeceğim...
Kapanmış sükuta bütün perdeler,
O çocukluk günlerim nerdeler?
Aşktır, kurşun gibi bağrımı deler,
Şimdi size aşktan bahsedeceğim...
 |
| |
|
| |
Destan Şehri Konya
Yoluna kurban olduğum
Aziz bildiğim, evlattan!
Şanın, şöhretin dörtnala
Koşa gelmede milattan...
Dört ufkundan mühür mühür
Hayaller fışkıran şehir.
Bağrında koca bir nehir
akar durur hububattan.
Sen ney dilinde uhrevi
Mevlana'nın aşk alevi.
Dile getir Keyhüsrev'i
Nağmeler sun, Keykubat'tan!
Toprak görünüşün hiçe
Verdiğin şevk yeter içe
Ey yeşil taşa, kerpiçe
Destanlar söyleten vatan...
 |
| |
|
| |
Gül,Sonbahar,Sonra
Bir alev-gül baygın dudaklarında
Düş düş...
Yalnızlık ormanları kuytu
Bütün masallar büyümüş...
Oltalarda mercan balıklar
Yalnızlık denizleri, derin...
Düşünüyorum, kuytu odalarda
Bir güle uzanıyor ellerin...
Bir damla yaş gibi sıcacık
Bakışlarında eylül bahçeleri...
Bir gül gibi topluyorum usulca
Uykusuz geceleri...
Bir gül yaprağısın uzakta
Hayal gibi yok musun, var mısın?
Yalnızım, dertliyim, çaresizim
Duyar mısın?
 |
| |
|
| |
Günaydınım
Şavkıması, sana doğru yolların
Sana doğru, denizlerin çağrısı
Çırıl çırıl ötelerde bir güzel
Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim.
Çıkmaz sokaklarda bu minyatür kim?
Bu göğüs kim, ya bu gözler, bu saçlar?
Uzak bir özlemde ayak seslerin
Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim.
Kırk odanın kırkında da kırk güzel
Kırk aynada çengi çengi bir güzel
Çağlar ötesinde bir avuç nota
Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim
Bu yıldızlar doğan günü çağrışır
Bu gündüzler gözlerini çağrışır
Ya kimlere verdin avuçlarını
Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim.
Vurdum tellerine seni, sazımın
Sende anahtarı, alın yazımın
Yağmur yağmur serpil yalnızlığıma
Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim
 |
| |
|
| |
Herşey
Yaşamak uğruna bir tanem ne varsa
Her şey yüzün suyun hürmetinedir.
Şu tablo, şu nehir, şu vişne dalı
Her şey yüzün suyu hürmetinedir.
Boş yere mi kumruların ötüştüğü,
Yıldızların gece yarısı düştüğü.
Şu yeşil kubbeleri süsleyen büyü
Her şey yüzün suyu hürmetinedir.
Şu dağ, beyaz beyaz, su mavi mavi,
Aşkın şu bitmek bilmeyen alevi.
Yolların sonunda ne varsa uhrevi
Her şey yüzün suyu hürmetinedir.
Bilinmez, ne sabırsa, işlenen taşa,
Yanmak, kanarcasına dolun-ateşe;
Hasret, vuslat dedikleri endişe,
Her şey yüzün suyu hürmetinedir.
Rüzgar gibi, dalgalar gibi, mesela;
Bir içli türküyü söyler gibi hala,
Şu taptaze sitem,şu tatlı bela,
Her şey yüzün suyu hürmetinedir.
Muhabbet bahsinde ey en büyük gerçek,
Yorgun kanatlara kim yol gösterecek?
Konuşan dil, büyüyen renk, açan çiçek
Her şey yüzün suyu hürmetinedir.
 |
| |
|
| |
İstanbul Caddesi
Bu cadde İstanbul Caddesi,
Aziziye minaresinde çifte ezan
Nal sesleri, motor gürültüleri
Arasında kaybolursunuz bazan.
Burası dellal pazarıdır
Eski eşyaların satıldığı
Cömert oturak alemlerinin
Kayıtsızca anlatıldığı...
Ağzına kadar dolu dükkanlarda.
Duyun ki ne ümitler eridi!
Oturup seyredin şöyle-leyin
Cadde değil, sinema şeridi!
Bir para sesidir duyulmasın
Tekmil kulaklar kirişte.
Teraziler, vitrinler, hanımlar
Alışverişte...
Günbatı tarafından bizim dükkan
Halı, kilim, çepeçevre yanları.
Karşımızda çitlem çitlem bir otel
Duvarında banka ilanları...
Yolunuz İstanbul caddesine
Düşmez mi bir zaman, ne dersiniz?
Pahalılıktan falan konuşur
Bir acı kahvemizi içersiniz...
 |
| |
|
| |
Misis Miniver
O ki yollar yeşildi, geçtiğimiz
Turunç turunçtu dağların ardı.
Aşikar, gün gibi güzelliği
Bir Misis Miniver vardı.
Akşam saatleri bahçeler ıssız
Güllü evi nasıl hatırlamazsınız
Pancur önünde yarı baygın, yarı kız
Bir Misis Miniver vardı
Efkar basar düşünürüm de bazı
İçerimde bir gül açar, kırmızı
Kaldı yalnız alevden hatırası
Bir Misis Miniver vardı
O'ydu dinlediğim masal, satır satır
Aynalardan salkım salkım tüten ıtır
Hâlâ o gül yadımda, o minyatür
Bir Misis Miniver vardı
Yıllar yılı değişmez kederim benim
Bir sınırsız sevgiyle perçin perçinim
Orda canım, Miniverim, güvercinim
Bir Misis Miniver vardı
 |
| |
|
| |
Nereye
Ey aşk, mağrur yılların arkasından
Gidiyorsun durul durul nereye?
İşte, en güzelin alın yazısı
Ey gerçeği arayan kul, nereye?
Bin tekbirle doğar, gün pencereden
Bir sonsuz duada bu can,bu beden.
Gelir uğrak uğrak bu yol nereden
Gider burcu burcu bu yol, nereye?
Bilinmez özlemin ay aydın demi,
Vuslat bu bembeyaz dönüşlerde mi?
Kaldı arzun yemyeşil düşlerde mi?
Ey, sonsuzu çağrışan dil, nereye?
Boşanır bir yağmur gibi oluktan,
Bu kesilen şey nicedir, soluktan.
Bir sevimli, bir yüce yolculuktan
Yeni döndün, söyle gönül nereye?
En uzağa yakın olmak duygusu,
Dökülür kalbe, kubbeler dolusu.
Çağıl çağıl ey canda tutuşan su
Ey teselli ey tahammül, nereye?
 |
| |
|
| |
Sen Söyle
Dünya nasıl dönerse, güneş etrafında
Dönüyorum burcunda bir tanem, öyle.
Neyse, salkım salkım ışık, neyse söz
Örttüm cümle kapıları, tek sen söyle
 |
| |
|
| |
Sevda Üzerine Ağıt
Sevdadır, çevre yanımda
Bir nice nöbet tutmuştur
Kar yağmıştır o dağlara
Nilgün beni unutmuştur.
Hüznüm o, sevincim o'ydu
Doğan günüm, gecem o'ydu
Yıllardır düşüncem o'ydu
Hayatta güvencem o'ydu
Artık daldan uçan kuştur
Kar yağmıştır dağlara
Nilgün beni unutmuştur.
O'ydu ufkumda altın iz
Kaldım yollarda çaresiz
Ne yapayım, ne dersiniz
Aşk gözümde tüten deniz
Ne çare ki buz tutmuştur
Kar yağmıştır o dağlara
Nilgün beni unutmuştur.
Gönlümde dert dilim dilim
Aşkım tanımıyor iklim
Dostlar kendimde değilim
Gitti hayatım, sevgilim
Gayri ne söylesem boştur
Kar yağmıştır o dağlara
Nilgün beni unutmuştur.
|
| |
|
| |
Takkeli Dağ ve Ötesi
Dizivermişler keyfince
Şöyle, dört ufka dağları.
Kudüm oldum ince ince
Getirdim şevke dağları...
Işıl ışıl gün doğarken.
Tepeler dinlemez erkan.
Adımlar bir ulu kervan
Göklerden yukarı dağları...
Aşkın bir başka havası,
Aman, o ne gök mavisi.
Şaha kalkmış kadın göğsü
Serapa, takke dağları...
Yol bu yoldur diye gitsem
Varıp yıldızları tutsam
Hangi denizlere atsam
Avucumdaki dağları...
 |
| |
|
| |
Zamana Vurulan Kerkit
Bir ıslak masal, ebem-kuşağından
Dudaklarda ak-pak okunmaktır.
Boyanmış ipleri gün ışığından
Ufukta bir halı dokunmaktadır.
Büyümüş yaprağın, açmış çiçeğin
Halıcı kız türküsünde gerçeğin.
Altın tezgahında geleceğin
Taptaze bir halı dokunmaktadır.
Kopan meyve düşedurur dalında
Ayrılamam düşlerin en güzelinden.
Buğday başağından, Raman petrolünden
Bembeyaz bir halı dokunmaktadır.
Bir umuttur tuttu tutar bacaları
İlmek ilmek boşa verdik acıları.
Gündüz al al, yıldız yıldız geceleri
Ufukta bir halı dokunmaktadır.
Bakmayın biraz rüzgar gibi estiğine
İçimde büklüm büklüm duygular yine
Toprak toprak, destan destan, iğne iğne
Ufukta bir halı dokunmaktadır.
 |