Haydar Ergülen

 

(1955- .......)

 

1956 yılında Eskişehir'de doğdu. Ankara Aydınlıkevler Lisesi ve ODTÜ Sosyal Bilimler Fakültesi Sosyoloji Bölümünü bitirdi. Halen reklamcılık yapıyor. Çeşitli dergilerde şiirleri yayımlandı.Şiir kitapları:Karşılığını Bulamamış Sorular (1980) Sokak Prensesi (1982) Sırat Şiirleri (1991) Eskiden Terzi (1995) 40 Şiir ve Bir (1997)




 

                      TOPLU ŞİİRLERİ

  Ben Başkasının Dili Olsaydım
  Beni Aşka Terkettiğin İçin Seviyorum Seni
  Çocuklardır Gökyüzünün Bekçileri
  Düş Gibi
  Eski Ormanlara Mektup
  Yarın Gece
  Yetim Kan, Yetimim Ol
  Zarf
   
  4 Ben Başkasının Dili Olsaydım

Ben başkasının dili olsaydım
Ezik sözler arasında bir delidil bulurdum
kırılmış kolyesini arayan inciler gibi
gözyaşlarımı toplardım, o rüyadan uzakta ve yorgun

Sen başkasın başkasından, sen delidilsin
hey "belki" adlı iyimser kişi, durgun
arkadaşımın uykusu, kendini görmedin ki
başkasını görmekten, ben olsam unuturdum

Dilim daha incedir sözlerimden ve daha
derin bakışlarım gördüğünüzden, şiir bile
uslu kalır yanında deli suskunluğumun,
ben delidildim, aşkı aşkla konuşurdum

Ben başkasının dili olsaydım
mavi bir kız gibi çocukluğumla konuşurdum

   
  4 Beni Aşka Terkettiğin İçin Seviyorum Seni

bir sır- çocuksun, yalnızca aşk açık sende
ne sen kalıyorsun ne o, aşktan başka
biri yok, gel, aşk istediği için varsın
ne onu kurtarıyorsun ne kendini, aşktan başka
biri yok, git, aşk istediği için yoksun

ayrılıktan değil, taşıdığı saflıktan konuşursun;
ayrılık sana dönmektir, yeniden bana
ruhumuz öpüşür ya, başkasındayken ağzımız
gövde gözaltındadır, oysa ruhumuz sereserpe
seni senden beni benden bağışlar birbirimize

bir sır- çocuksun, aşkla açıyorsun kullandığın herşeyi
burda değilsin, çoktun çekilmişsin ve seninle
gitmiş senin olan, her zamankinden çoksun bu evde
çünkü aşk hepimizden çalışkandır, ben duruyorum
vefa aşk listesindeki ceza nöbetine

bu karanlıkta daha iyi görüyorum seni
aynı tünelden geçiyorsun gelişte ve gidişte
kavuşmaya, ayrılığa aynı yolu kullanıyorsun
beni büyüten aşktan söz ediyorum, yolculuğa övgü
zaman yok ki aşktan başka, uykusuzluğa övgü

bir sır- çocuksun, baştan çıkarır gibi açığa çıkardın beni
ayrılık mı; beni aşka terkettiğin için seviyorum seni!

   
  4 Çocuklardır Gökyüzünün Bekçileri

Geceye karışmış bir yolcunun gözleri
Korkuyla uyanan çocuklar gibidir
Erkenci bir yıldıza rastlayınca
Düşündeki son büyüyü yitirir.

Gece yaşlanmış gökyüzüdür.

Özlem ağır uykular gibi çöker
Gezinir çocuğun coğrafyasında
Yüreğinde ışıltılı bir mevsim
Eski zamanlardan bir sabah çeker.

Sabah el değmemiş bir çocuk cakasıdır.

Ağacından bir portakal düşürür
Kana benzese de dağ yollarındaki izi
Taflan kokulu yağmurlar tarar saçını
Unuttuğu dostlukları anarak üşür.

Yağmur ilk kız arkadaşıdır.

Dağ menziline değer alımlı yüzü
Haylaz çocukların koşuştuğu göğsünde
Dağılır kederi mavi bir yıldız
Alıp getirir sonsuz ilkyazı.

İlkyaz içinin hoyrat atıdır.

Kentin kapısını bulduğu sabah
Yorgun bir atlı gibi düşer gece
Yeniden anımsansın diyedir
Sevinir çünkü çocuklar bildikçe.

   
  4 Düş Gibi

bu gece bir konuk gelecek sana
ıtır kokulu gün odana indiğinde
pencerende solgun yüzüyle belirecek
sana bu gece bir konuk gelecek

yorgun gülüşünü tanımasan da
sürgünde söylenmiş şarkılar gibi
yüreğine sessiz bir yağmur düşürecek
sana bu gece bir konuk gelecek
günün bir ucundan ölüm giriyor
bedenin üşüsün de yüreğin üşümesin
özlemler uçururken coşkulu sesin
sana bu gece bir konuk gelecek

erinçli yazlar da gelir kavuşursun
ev içlerinin tutkulu sessizliğine
beyaz kuşlar gibi uykular süzülecek
sana bu gece bir konuk gelecek

kadınım benim acımayı bilenim
kuşkulum tedirginim sevecenim
üşümüş su dalgın kar acılı yel
bu gece benimle sana gelecek.

   
  4 Eski Ormanlara Mektup

bir mektup göndersen de açıp okumasam

ben hangisiyim; sen demekten başka
sana ulaşamayan zarf efendilerinin,
aç beni, başka pulum yok, başka mektubum
yok, yoksul olduğum söylenecek yoksa sana
annemin bir gül olarak terkettiğinden beri
beni gönderdiğin mektuplar ormanına

şehri karıştırmıyorum, yelkeni var
rüzgârı da karıştırmıyorum, seni yanlış anlarlar
kendimi karıştırıyorum, uçmaktan yanayım
ruhuna parmaklarında dolaştıran perinin
tevekkül penceresine konduğu eski ormanlarda

hangi yüzüğünden düştüm bu yolculuğa;
bilseydim, sen gönderseydin, ben o mektuba
yazılacak kadar aransaydım dilinin ormanında
açmazdım yine, yine yüzükler kazanırdın;
bana suluboya bir orman göndereceğini bile bile,
"Peri ve Eşek" mes'eleni yazdığım bile bile,
ormanlara dair şiirler okumak için
ayrı ve birleşik şehirler kurduğumuzu bile bile,
açmazdım bu sırlara lâyık olmayan şehri
içinden çıkacak ormana
bana orman gönderme, içinden şehir çıkar;
ben bir mektuba gönder, içinden birine
almamış gibi yaparım, vapura binmem,
yoluna inmem, ormanları sisi çökmeden önce
sonra inanırım

mektupların perileri
perilerin ormanları biriktirdiğine
yüzüklerin parmaklarda sessizce eridiğine
inanırım, eski orman tadı sinmiştir
açılmayan mektuba

gönderilse de

   
  4 Yarın Gece

Yarın gece gideceğim bu kentten 
Bir ırmağa yolcuyum sular çekiyor beni 
Yüreğimden başka taşıyacak yüküm yok 
Sayılmazsa göğsümden düşen kuş ölüleri 

Sözüm yok işte yüzüm işte akşam 
Sesimde anıların sessizliği 

İçimde acıyla yürüyorum yolları 
Çoktandır yolumu ayırdığım bu kentten 
Yorulsam da bir daha binmem o trenlere 
Kimse karşılamasın istasyonlarda beni 

Kuşsuz bir kent gizli uzayan saçlarımda 
Aşktan ve anılardan bir avuç külüm şimdi 
Ardımda usulca akan küçücük sular 
Bir onlar uğurluyor varacağım ırmağa 

Sözüm yok işte yüzüm işte akşam 
Sesimde anıların sessizliği 

Sonunda bir soru gibi kaldım yine kendimle 
Kentin kırık aynasında eksildikçe düşlerim 
Söyle benim ömrüm bu kente uğradı mı 
Sahi ben hiç ömrümü kendime yaşadım mı?

   
  4 Yetim Kan, Yetimim Ol

yol dursun, bir fısıltıdan ibarettir
geceleri kalbimizin yağması
ölümü taşıran ırmakların kalbine.

yol dursun, çığlığına yürüsün unutulmanın
boynuna ezilmiş sessizliklerden bir kolye
iliştirilen çiçek ordusu
belki dağılmış bir anısı olur
defterlerde bıçaklanıp kurutulmanın

kalabalığa alışkın bir ölümün ardından
yorumcular çağı doğacak
bir gecikmiş gibi usul usul koşarken
yanındaki gölgesinden yorulan
ve okuldan atılmış bir aşk
dünyayı ezberlerken gece ve gündüz
bazı aşklar tarihten
bazıları muhasebeden kendini tekrarlayacak

bazı şehirlerde akşamları
ses almaya çıkılır çarşı pazar
uzun yazlardan sonra yıldızlardan soyunmuş
konuşkan bir ay başlar
kim susar kim karşılar bilirim
evlere sokulan beyaz uykular kadar
ayartıcı yağmurların payına okşanmıştım
hâlâ üşürüm

ölümü anlatalım
anlaşılsın için bazı hayatlar
ölümü kardeşi gibi arayan
kan, belki kalkar odalardan
ve akar rüyalara doğru
yenilmiş bir gezgin kalbiyle akar
konuşkan ay yeniden konuşuncaya kadar

yetim kan, yetimim ol başka yurt aramadan.

   
  4 Zarf

Bu mektubu senin kalbine yolluyorum
El yazısıyla değil kül yazısıyla
Yazıyorum ilk defa güzel adını
Kardeşim benim külkardeşim
Ancak bir rüzgar postası taşır bu zarfı
Bu uzun havalarda, bu yanık havalarda
Hafiftin, zarfın üstündeki pul gibi uçucu
Şimdi öyle ağır ki külün
Temmuz yandı, şiir yandı, dil yandı
Külün daha uzun sürecek hayatından
Mektup yanar, zarf yanar, pul yanar bundan.