| |
mum söndü, ne çok gece
bu bu ne çok sabırsız bıçak, tenime
değmeden yağmurla karışarak
yontar gidenin dolmayacak yerinde
harflerinde kader yazan kitabe
harflerinde kader yazan kitabe
ve bir söğüt dalında uçurduğum salıncak
bir olup kuyulara bakar bakar da
göremez bahtını nuru siyahta
göremez hiçbir rüya avcundan sıcak
göremez hiçbir rüya avcundan sıcak
hüznün nüfusuna kayıtlı ruhum
dağlara sonsuz uzun bir isim gerek
ki çıkarken okşasın yalnızlığını
rüzgâr, yüzünü aşka benzeterek
rüzgâr, yüzünü aşka benzeterek
sesleniyor duymalısın: pusuda ateş
iflah olmaz vurmadan kirpiklerimi
salacak yakasından çaldığım kuşlar
bir eski umudun ilk dizesi mi
bir eski umudun ilk dizesi mi
o hüzün kırışığı gövdene sürmelenmiş
bilsem neden siyah giyer maziden el sallayan
sen diye bildikleri, âh, serpintisi güneşin:
siyahın dehlizinde saçından damlayan kan
siyahın dehlizinde saçından damlayan kan
olur ya gözlerimde tenha bir saçak bulur
cürmümüz deniz kokar ferah ol, çünkü aşkı
ele vermez âdemi yere indiren tanrı
âdem aşkı bir sahafın aynasında soldurur
âdem aşkı bir sahafın aynasında soldurur
sisleniyor bunun'çün uzak gülgûn bahçeler
gel, kalbimde çoğalan suretinden bihaber
öptüğün beyazlığı kara dünyadan sakın
mum sönerse ansızın
ölür bütün şairler. |
|