Hasan Hüseyin (Korkmazgil)

 

(1927-1984)

  hhuseyinkorkmaz.gif (29639 bytes)

1927 yılında Sivas'ın Gürün ilçesinde doğdu. Ankara Erkek Lisesi ve Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü'nü bitirdikten sonra öğretmenliği seçti. Ne var ki, ilk yılında Türk Ceza Kanunu'nun 142. maddesine muhalefetten tutuklandı. Serbest kaldıktan sonra Gürün'de arzuhalcilik, tabela ressamlığı, düzeltmenlik yaptı. 1960'da İstanbul'a geldi. Ardından Ankara'ya yerleşti. Akis dergisinde çalıştı. 1966'da yayınladığı Kızılırmak adlı şiir kitabı da 142. maddeye aykırılık savıyla yargılandı. Beraat etti. 26 Şubat 1984 yılında Ankara'da yaşamını yitirdi.

Şiir kitapları: Kavel (1964) Temmuz Bildirisi (1965) Kızılırmak (1966) Kızıl Kuğu (1971) Ağlasun Ayşafağı (1972)
Oğlak (1972) Acıyı Bal Eyledik (1973) Kelepçemin Karasında Bir Ak Güvercin (1974) Koçero Vatan Şairi (1976) Haziran'da Ölmek Zor (1977) Acılara Tutunmak (1981) Filizkıran Fırtınası (1981) Işıklarla Oynamayın (1982) Kandan Kına Yakılmaz (1985) Tohumlar Tuz İçinde (1988)

                      TOPLU ŞİİRLERİ

  Anama Sitem
  Acılara Tutunmak
  Acıyı Bal Eyledik
  Akarsuya Bırakılan Mektup
  Filizkıran Fırtınası
  Işıklarla Oynamayın
  Haziranda Ölmek Zor
  Kötü Nokta
   
  Anama Sitem

anam benim
güzel anam
anacan
ne vardı elini çabuk tutacak
beni böyle apartopar
sokaklara savuracak ne vardı


sen de güzeldin elbet
insanın anası güzel olmaz mı
güzeldin elbet
güzeldin de anacan
şimdikiler bir başka
şimdikiler felâket

hele bir bak şu kızlara
anacan
bak da salâvat getir
çevir oku kitap kitap
resim resim as duvara
bas bağrına bir kucak gül

ben mi hiç yaşamadım
soyum mu güzelleşti
anacan
bilseydim bunların geleceğini
erciyes dağına dönse de karnın
allem eder kallem eder kaçırırdım treni

anam harcadın beni
yaktın beni anacan
sevmesem sen küsersin
öpmesem babam kızar
ne haltetsin hüseyin
ne haltetsin ozan oğlun

   
  Acılara Tutunmak

acı çekmek özgürlükse
       özgürdük ikimiz de
o yuvasız çalıkuşu
        bense kafeste kanarya
o dolaşmış daldan dala
            savurmuş yüreğini
ben bölmüşüm yüreğimi
       başkaldıran dizelere

kavuşmak özgürlükse
       özgürdük ikimizde
elleri çığlık çığlık
           yanyana iki dünya
ikimiz iki dağdan
iki hırçın su gibi
            akıp gelmiştik
buluşmuştuk bir kavşakta
unutmuştuk ayrılığı
yok saymıştık özlemeyi
        şarkımıza dalmıştık
mutluluk mavi çocuk
       oynardı bahçemizde

aramakmış oysa sevmek
özlemekmiş oysa sevmek
bulup bulup yitirmekmiş
          düşsel bir oyuncağı
yalanmış hepsi yalan
sevmek diye birşey vardı
      sevmek diye birşey yokmuş
acılardan artakalan
           işte bu bakışlarmış
kuğu diye gözlerimde
       gün batımı bulutlarmış
yalanmış hepsi yalan
savrulup gitmek varmış
       ayrı yörüngelerde


acı çektim günlerce
acı çektim susarak
şu kısacık konuklukta
deprem kargaşasında
yaşadım birkaç bin yıl
      acılara tutunarak
acı çekmek özgürlükse
          özgürdük ikimizde

   
  Acıyı Bal Eyledik

«pir sultan ölür dirilir»
 
bak şu bebelerin güzelliğine
                    kaşı destan
                    gözü destan
                    elleri kan içinde
 
kör olasın demiyorum
kör olma da 
                   gör beni
 
damda birlikte yatmışız
öküzü hoşça tutmuşuz
koyun değil şu dağlarda
san kendimizi gütmüşüz
hor baktık mı karıncaya
kırdık mı kanadını serçenin
vurduk mu karacanın yavrulusunu
ya nasıl kıyarız insana
 
sen olmasan öldürmek ne
çürümek ne zindanlarda
özlem ne ayrılık ne
yokluk ne yoksulluk ne
ilenmek ne dilenmek ne
işsiz güçsüz dolanmak ne
gün gün ile barışmalı
kardeş kardeş duruşmalı
koklaşmalı söyleşmeli
korka korka yaşamak ne
 
kahrolasın demiyorum
kahrolma da
                   gör beni
 
kanadık toprak olduk
çekildik bayrak olduk
döküldük yaprak olduk
geldik bugüne
 
ekmeği bol eyledik
acıyı bal eyledik
sıratı yol eyledik
geldik bugüne
 
ekilir ekin geliriz
ezilir un geliriz
bir gider bin geliriz
beni vurmak kurtuluş mu
 
kör olasın demiyorum
kör olma da
          gör beni

   
  Akarsuya Bırakılan Mektup

incecikti
gül dalıydı
dokunsam kırılacaktı
dokunmadım
kurudu

gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
ağaçlar bükmesinler n'olursun boyunlarını
neden akşam oluyorum tren kalkınca
kırlangıçlar birdenbire çekip gidince
mendiller sallanınca neden tıkanıyorum
öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki
az önceki çiçekler nasıl da diken diken
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç

o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik bitti
o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti
artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
günler devlet alacağı, yıllar bir kadehçik buzlu rakı
oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı
kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı
nerde simdi nerde simdi, nerde o kan sarhoşluğu
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç

   
  Filizkıran Fırtınası

gün doğmadan başladı filizkıran fırtınası
evler yemen türküsü
             sokaklar seferberlik
öyle bir gariplik ki
                öyle bir tedirginlik
yaz başında güz sonrası

ayvalar çiçekteydi
       güller daha tomurcuk
açıl demişti güneş
      açılmıştı kıraçta kış elmaları
çözül demişti güneş
       çözülmüştü yılanlar karanlık odalarında
dallarda yuvalar tüy kokuyordu
       düğünçiçekleri şenlikli
 

gün doğmadan başladı filizkıran fırtınası
ne dal kaldı ne tomurcuk
yerden yere çaldı otları ağaçları
              insan yüzlü bir korkuluk
üşüdüm dünyalarca
       baskın yemiş bir kent gibi üşüdüm
sergen etti filizleri sapsarı bir karanlık
              bahardan kışa düştüm
 

acılı günler gördüm
sığdıramam bir tek günü bir koca yıla
geceler geçirdim yoz kentlerin bulvarlarında
               nice baharları kışlara gömdüm
uzak düştüm yelinden yelvesinden acılı yurdun
uzak düştüm umudundan mutundan
                yomundan uzak düştüm
bunaltının böylesini görmedim
 

severim fırtınanın her türlüsünü
ormanlar uğultulu sular dalgalı
severim filizkıran fırtınası'nı
        kırıp kanatmıyorsa sevincin türküsünü
nerde benim baharım
               dalım yaprağım nerde
gece çökmüş üstüne kerpiçsel yalnızlığın
       sanki kaplan pençesinde bir manda böğürtüsü
ne kuş kalmış ne çiçek
ne kırmızı ne yeşil
sapsarı karanlıkta yerler bahar ölüsü 

   
  Işıklarla Oynamayın

başımı döndürüp bakamıyorum
nasıl kaldı gerilerde onca yıl

karanlık bir gömüklüğü düşte geçmiş gibiyim
tatmadığım bir içkiyi bir akşam
afrikasal bir törende içmiş gibiyim
birdenbire kan yağmurlu bir bulut
birdenbire kan kokulu bir duman
şaşkınlıktan gemileri yakmış gibiyim

ışıklarla oynamayın dedim ben size
yararı yok karanlıkta sürek avının
dedim ben size
yanlış kalemlere kayar elleri yazıcıların
tutanaklar yanlış yazar
dedim ben size
karanlığı az kullanın/kirliler kokar birgün
birgün yanar bu ışıklar sırıtır suratlarınız
kirlilere sığınmayın/dedim ben size
yararı yok oynaşmanın törensel aklıklarda
kaçın kaçabilirseniz uzak sulara
ışıklarla oynamayın/dedim ben size

   
  Haziranda Ölmek Zor

-orhan kemal'in güzel anısına -
  

işten çıktım 
sokaktayım 
        elim yüzüm üstümbaşım gazete 
  

sokakta tank paleti 
sokakta düdük sesi 
sokakta tomson 
        sokağa çıkmak yasak 
  

sokaktayım 
gece leylâk 
       ve tomurcuk kokuyor 
yaralı bir şahin olmuş yüreğim 
uy anam anam 
haziranda ölmek zor! 
  

havada tüy 
havada kuş 
havada kuş soluğu kokusu 
hava leylâk 
       ve tomurcuk kokuyor 
ne anlar acılardan/güzel haziran 
ne anlar güzel bahar! 
kopuk bir kol sokakta 
              çırpınıp durur 
  

çalışmışım onbeş saat 
tükenmişim onbeş saat 
acıkmışım yorulmuşum uykusamışım 
anama sövmüş patron 
       ter döktüğüm gazetede 
sıkmışım dişlerimi 
ıslıkla söylemişim umutlarımı 
             susarak söylemişim 
sıcak bir ev özlemişim 
sıcak bir yemek 
ve sıcacık bir yatakta 
             unutturan öpücükler 
çıkmışım bir kavgadan 
                    vurmuşum sokaklara 
  

sokakta tank paleti 
sokakta düdük sesi 
sarı sarı yapraklarla birlikte sanki 
             dallarda insan iskeletleri 
  

asacaklar aydemir'i 
asacaklar gürcan'ı 
       belki başkalarını 
pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim 
dökülüyor etlerim 
               sarı yapraklar gibi
 

asmak neyi kurtarır
       sarı sarı yaprakları kuru dallara?
yolunmuş yaprakları
kırılmış dallarıyla
               ne anlatır bir ağaç
hani rüzgâr
hani kuş
        hani nerde rüzgârlı kuş sesleri?

asılmak sorun değil
        asılmamak da değil
kimin kimi astığı
kimin kimi neden niçin astığı
               budur işte asıl sorun!
 

sevdim gelin morunu
sevdim şiir morunu
moru sevdim tomurcukta
moru sevdim memede
             ve öptüğüm dudakta
ama sevmedim, hayır
iğrendim insanoğlunun
        yağlı ipte sallanan morluğundan!

neden böyle acılıyım
neden böyle ağrılı
neden niçin bu sokaklar böyle boş
niçin neden bu evler böyle dolu?
sokaklarla solur evler
sokaklarla atar nabzı
                               kentlerin
sokaksız kent
kentsiz ülke
kahkahanın yanıbaşı gözyaşı
 

işten çıktım
elim yüzüm üstümbaşım gazete
karanlıkta akan bir su
        gibi vurdum kendimi caddelere
hava leylâk
              ve tomurcuk kokusu
havada köryoluna
havada suçsuz günahsız
                    gitme korkusu
ah desem
       eriyecek demirleri bu korkuluğun
oh desem
       tutuşacak soluğum

asmak neyi kurtarır
       öldürmek neyi
yaşatmaktır önemlisi
               güzel yaşatmak
abeceden geçirmek kıracın çekirgesini
       ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak
 

ah yavrum
ah güzelim
canım benim / sevdiceğim
                     bitanem
kısa sürdü bu yolculuk
       n'eylersin ki sonu yok!
gece leylâk
              ve tomurcuk kokuyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

nerdeyim ben
nerdeyim ben
       nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz siz
        kimsiniz?
ne söyler bu radyolar
gazeteler ne yazar
kim ölmüş uzaklarda
            göçen kim dünyamızdan?
 

asmak neyi kurtarır
       öldürmek neyi?
yolunmuş yaprakları
       ve kırılmış dallarıyla bir ağaç
              söyler hangi güzelliği?

kökü burda
        yüreğimde
yaprakları uzaklarda bir çınar
ıslık çala çala göçtü bir çınar
       göçtü memet diye diye
              şafak vakti bir çınar
           silkeledi kuşlarını
                         güneşlerini:
«oğlum sana sesleniyorum işitiyor musun, memet,
                                                                      memet!»

gece leylâk
       ve tomurcuk kokuyor
üstümbaşım elim yüzüm gazete
vurmuşum sokaklara
vurmuşum karanlığa
       uy anam anam
       haziranda ölmek zor!
 

bu acılar
bu ağrılar
              bu yürek
neyi kimden esirgiyor bu buz gibi sokaklar
bu ağaçlar niçin böyle yapraksız
bu geceler niçin böyle insansız
bu insanlar niçin böyle yarınsız
bu niçinler niçin böyle yanıtsız?

kim bu korku
        kim bu umut
ne adına
              kim için?
 

«uyarına gelirse
       tepemde bir de çınar»
             demişti on yıl önce
demek ki on yıl sonra
demek ki sabah sabah
demek ki «manda gönü»
demek ki «şile bezi»
demek ki «yeşil biber»
bir de memet'in yüzü
bir de güzel istanbul
bir de «saman sarısı»
bir de özlem kırmızısı
demek ki göçtü usta
kaldı yürek sızısı
              geride kalanlara
 

nerdeyim ben
        nerdeyim?
kimsiniz siz
        kimsiniz?
 

yıllar var ki ter içinde
       taşıdım ben bu yükü
bıraktım acının alkışlarına
                      3 haziran '63'ü

bir kırmızı gül dalı 
                    şimdi uzakta
bir kırmızı gül dalı
                    iğilmiş üzerine
yatıyor oralarda
bir eski gömütlükte
       yatıyor usta
bir kırmızı gül dalı
              iğilmiş üzerine
okşar yanan alnını
bir kırmızı gül dalı 
                      nâzım ustanın
 

gece leylâk
       ve tomurcuk kokuyor
bir basın işçisiyim
elim yüzüm üstümbaşım gazete
geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
              şuramda bir çalıkuşu ötüyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!
 

   
  Kötü Nokta

seni öpüyorum
ilk kayısıyı koparır gibi dalından sabah serinliğinde
ürperiyorum
sonra yeniden öpüyorum
yeniden ürperiyorum
ve bakıyorum
çoktan gelip geçmiş kayısı mevsimi
uzaklarda yaprak döküyor uzandığım dal
 
resmini yapsam diyorum o ürpertinin
şarkılara döksem diyorum o ürpertiyi
kış geçsin, çiçeklensin, yeniden kayısıya dursun ağacım
ak gemilerle dönsün uzaklardan beklediklerim
sarılara koştukça elim çıldırıyorum
fırtınalar getiriyor belalı yaşım
 
siz yoksunuz artık ey kaçmalarımın sıradağları
son yavrusunu çoktan doğurdu ardına düştüğüm geyik
gittigider kulaçlarım hırçın sularında nehirlerin
kaldım kitaplar mezarlığında
 
siz yoksunuz artık ey göçmen bakışlı sabahlarım
silahlarım can çekişiyor akşam alacasında
bu uzun yağmurlarda ayvalar şimdi
büyütüyor geçen yazdan sülün bir aşkı
 
korkuyorum sessiz ayrılıklardan
korkuyorum bu sarı yağmurlardan
kucaklarında kış meyvalarıyla bu kadınlar
korkutuyor beni, bu bir ayrılık
dallarda unutulmuş vişnelerin mor yalnızlığı