|
Dr. Neclâ PEKOLCAY:
"İslâmî edebiyatın ilk
devre eserleri (Kutadgu Bilig ve Atabetü'l-Hakayık), Kur'an'a
istinâden, cemiyet mes'elelerini ele alan eserler olmuştur.
Bilâhere mutasavvıflar, yine Kur'an'a istinad etmekle beraber,
cemiyet mes'elelerine bir cepheden yönelmiş, divan şâirleri ise
Tevhîd-i Bârî ve münâcaatlarda, kısmen na'tlar içinde yine
Kur'an'a dayanmışlarsa da, cemiyet mes'eleleri ile
ilgilenmemişlerdir. Nihâyet XVII. asır Tevhid örneklerinde ise,
çok defa Allahü Teâlâ'ya can-ü gönülden bir yönelişi bulmak dahi
güçtür. Bu meyanda, Divân'ında Tevhid örnekleri bulunsun diye
Tevhid yazmış görünen şairler mevcuttur. Tanzimatçıların kaleminde
dinî edebiyat -Divanlar müstesnâ- yeni bir mecrâya yönelmiş
bulunmaktadır. Cemiyetin bozuluşu, ahlâkî çöküntüye doğru gidiş,
dimağları meşgul eden ilk mes'ele olduğundan, cemiyet mes'eleleri
ele alındığı sırada, din üzerinde durulmuştur. Tanzimatçılar,
Osmanlıcılık ile Müslüman olmayı birlikte görmüşlerse de cemiyete
yönelişte başlangıç noktayı ancak İslâmî mefhumlar teşkil
etmiştir, (doğruluk, adâlet gibi) âyet ve hadislerle şiire
başlangıç yapılması düşünülmemiştir.
XX. asırda dinî edebiyatın mümessili şüphesiz ki Mehmed Akif'tir.
Fakat Akif, İslâmî edebiyat içinde, başlıbaşına bir şahsiyettir,
demek hatalı olmayacaktır inancındayım. O'nda Kur'an-ı Kerim'den
hareketle cemiyet mes'elelerine yönelişi bulurken, Türk olmanın
haysiyetini, mazimizin öğünülecek muzafferiyetlerini, imanlı bir
Müslümanın hemcinsleri için şefkat ve ızdırap ile çarpan kalbini
buluruz. Şiirlerinde Akif, hem Müslümandır, hem Türk'tür hem de
tam manasıyla insandır.
Mehmed Akif'i bazan halkın gündelik ızdırapları ile dolu, bazan
milletin dertlerine milliyet hissi içinde tercüman, bazan kendini
Allah Teâlâ'nın azabı karşısında nutku tutulmuş bir mü'min, bazan
ise insanların kötülükleri karşısında Allah Teâlâ'nın isyânkâr bir
kulu olarak (fakat bu isyan hamlesi derhal rücuâ varan ve tövbekar
olan bir ifadeye müncer olmaktadır), bazan bir vaiz olarak, bazan
da samimi söyleyişi içinde ruhu kavrayan bir şâir olarak buluruz.
Mehmed Akif'in İslâmiyet ile ilgili olmayan şiirlerinin sayılacak
kadar az olduğu da, mevzûmuz içinde bilhassa belirtilmesi gereken
bir husustur.
Akif, vezne ve kafiyeye öylesine hakimdir ki, O'nun şiirlerini
okurken çok defa insan bir nesir parçası okuduğu zehabına kapılır;
şiirin gidişi içinde de bir musikî parçasının kulağa hoş gelen
tarafını bulur.
... Akif'in Müslümanlığı ile milliyetçiliği içice geçmiş
durumdadır. Samimiyeti, heyecanı sanatı da birbirinden ayrılamaz
bir görünüş arz eder.
Mehmed Akif için, ırkçıdır diyenler mevcuttur; çünkü ırkından da,
milletinden de bahsetmiştir. Fakat bir yandan da soyunda Arnavut
bulunduğunu söylemekten çekinmemiştir. Şu halde Akif için, ırkçı
değil, milliyetçidir diyebiliriz.
Akif için mutasavvıftır diyenler var ise de, böylesine bir cemiyet
şâirine, eldeki vesikalar bunu teyid eder görünse bile mutasavvıf
demek imkânsız görünmektedir. Mehmed Akif'in: "Babam bana tasavvuf
telkininde bulunmamıştır" şeklinde bir ifadesi de mevcuttur.
Mehmed Akif ümmetçidir, ancak Akif'in ümmetçiliği Müslümanlığın
millî hakimiyetle tamamlanması esasına bağlıdır. O, millî
hakimiyetin olmadığı yerde Müslümanlığı düşünemez, diyenler
haklıdırlar.
Mehmed Akif sanatkâr değildir diyenler, ancak sanatı süslü yazı
yazmak şeklinde kabul edersek haklıdırlar. Akif'te bu manâda sanat
yoktur. O, samimiyeti, arûzu kolaylıkla kullanışı için de kudretli
bir şairdir. Ve bu kudret değme şâirde mevcut değildir. Üstelik
onun heyecanı içinde beliren rücû sanatı örneklerine de nadiren
tesadüf edilebilir."
Hasan Basri ÇANTAY:
"Ben Akif'e "Millî şâir değildir" demenin imkânını bulamıyorum.
Çünkü, onun bütün terennümatı millî idi, milletin derûni sesleri
idi.
Hem, "millî" ile "milliyetçi" başka başka olmak lâzımdır
kanaatindeyim. Eğer "milliyetçi" demek, meselâ, eski Türk
ocaklarının bir şiâr, bir meslek, bir iş bölümü hâlinde takip
ettikleri "siyasî Türkçülük" demekse, Akif, o Türkçülüğün dışında
kalmıştır, hatta ona aleyhtar olmuştur. Akif'in bu aleyhtarlığı
Türk Milleti'nin harsını, ilerlemesini boğmak için değil,
kendisinin yaşadığı ve faal bir surette yazı yazdığı devirde zâif
vatanı tefrikalardan ve parçalanmaktan siyanet etmek içindi, yurt
severliğindendi. O devrin icabat ve şerâitini gözönüne
getirmezsek, vereceğimiz hükümlerde hata etmiş olabiliriz.
Eğer "milliyetçi" demek, Türk'ü Türk olarak sevmek ise, Akif şüphe
yok ki, olanca temiz ve şümullü mânasıyla bir milliyetçidir. Çünkü
o, içinde yaşadığı milleti kadar hiçbir varlığın muhabbetine,
aşkına kendini veremedi, bağlayamadı. Bunlarla beraber, Akif
kanaat çevresini daha çok geniş tutmuştu. O çevre, merkezinde ve
başında daima Türk Milleti kalmak üzere yüzlerce milyon Müslümanı
ihatasına almak istedi. Akif, görüyor ki, dünyanın en acınacak
insanları Müslümanlardır. Onları hurafelerden, geriliklerden,
esaretlerden, zilletlerden... kurtarmaya çalıştı. Terakkî ve
İstiklâl aşklarını ruhlarına zerketmek istedi. Bütün Müslümanları
yekdiğerine bağlayan "ana tel" İslâmiyet'ten ibaretti. Fakat o
tel, eski samimi ve kuvvetli sesini vermiyordu; paslanmıştı! Bu
pasları temizlemek kudsî bir vazife idi.
Evet, ona tam bir "İslâm Şâiri" diyebiliriz. Kuvvetli, imanlı,
ateşli bir İslâm Şâiri!..."
Hasan Ali YÜCEL:
"O'nun kudret kaynağı bu İslâmî imandadır. İnanılan şey, her ne
olursa olsun, inanış, kendiliğinden bir kuvvettir ve her inanışın
sağlamlığı da samimiyetinde görülür. Mehmed Akif, mü'mindi; çünkü
imanında samimi ve bundan dolayı da kuvvetli idi.
O'nu şâirliğe çeken, bu iman olmuştur"
Mahir İZ:
"Bir menşur gibi milletin bütün varlığını, içtimaî hüviyetini
olduğu gibi aksettiren ve tarihe maleden, tek millî şâirimiz
Mehmed Akif, en büyük vak'anüvislerin sahifelerini beyte
sağdırmayı bilmiş, millî mefahirimizi, cihan tarihinde en icazkar
şekilde gösterebilmiştir. Bu tasvir kudretini ancak iman ve
irfanıyle milletin ruhundan alan büyük sanatkârı her cephesiyle ve
her vesilesiyle anmak bir vatan borcudur. O yalnız bir cephesiyle
ve dış görünüşüyle bir şâirdir. Hayat ve eserleri incelenince
görülür ki, onun varlığını sarmış olan iman hâlesi, mücadelesine
hız vermiş, devrinin mücahidlerine örnek bir serdar olmuştur."
Sezai KARAKOÇ:
"Mehmed Akif, İslâmcı cereyanın tam ortasında buldu kendini. İlk
elde, Eşref Edib'le birlikte, Sıratı-Müstakîm'i kurdular. Sâid
Halim Paşa da aralarındaydı. İslâmcı düşünce, halk ve devlet
yapısından çok, kişilerin ahlâkındaki değişiklik ve genel hareket
tarzlarındaki bozukluk yüzünden varlığımızın tehlikeye girdiği,
tekrar İslâm'a dönmekle kurtulabileceğimiz tezini müdafa
ediyorlardı.
... Bu dönemde Akif şiirleriyle, makaleleriyle, verdiği derslerle,
çevirdiği çağdaş İslâm mütefekkirlerinin eserleriyle aydınlara
hakikatları anlatmaya çalıştı.İslâm'dan kopmanın felâketlerini
gösterdi. Sefaletimizin maddî ve manevî tablosunu çizdi. Gittikçe
resmîleşmeye yüz tutan Batıcı fikirlerin yön yön tenkidini yaptı.
.... Akif'in çıkış noktası olarak aldığı bu ışık İslâm'dır ve
İslâm'ın ışığında 600 yıllık İslâm-Türk devleti çökerken,
cemiyetimizin içinde bulunduğu ahlâkî, içtimâî, rûhî ve iktisâdî
şartlar en amansız bir gözle, âdeta bir cerrah teşhirciliğiyle
ortaya serilir. Ve bir kere yara belli olunca, onun tedavi şekli
gösterilir ki, bu da cemiyetin temeli olan İslâm ilkelerine sıkı
sıkı sarılmak; yeni ve taze bir ruhla, İslâm'ı, çağın teknik ve
maddî güçleriyle de donandıktan sonra, içimizde ve dışımızda ihya
etmektir.
.... Edebiyatımızdaki yeri, şiirin özellikleri göz önünde
tutulursa, hemen hemen tektir. Modern Türk edebiyatında (gerekirse
eski edebiyatımızda) bir dönem fikriyle donanmış olarak, belli bir
dünya görüşünün ışığında, geniş anlamdaki kronikler halinde, safha
safha bir kuşağın dramını veren, ilk bakışta birbirine zıt,
realist çizgilerle mitleşmeğe elverişli davranışlarını
kaşnaştırarak canlandıran böylebir başka realizim ve destan
şârimiz yoktur."
Doç. Nuretttin
TOPÇU:
"Hurafelerle tantanaların vatanı olan doğu dünyasında, yaldızdan
ve yalandan gıdalanmış dimağlar, nice zamanlar Akif'i alalâde bir
nazımcı olarak tanıdılar. Bu ülkenin biraz insaf sahipleri ise onu
nihayet bir şâir yapabildiler. Ondaki büyük idealisti tanıtacak
ruh doktoruna, doğumuzun zevkperest edebiyat üstadları arasında
rastlamak elbette kabil olamazdı. Akif'de asıl büyük olan
idealizminin tahlilini yapacak felsefî düşüncenin henüz hayata
kavuşmadığı bu topraklarda, büyük ruhun sahibine "softa", diyenler
de az değildi. Çünkü, bin yıllık bir tarihin ufukları arkasına
sinen Haçlı çocuklarının gerçek simasını bize tanıtan o olmuştur.
Bir nesli bulanık rüyasından uyandırmak için, onun küremizde edebî
akisler yaratan sesini boğmak gayesiyle ölümünden sonra
milliyetçiliğin karşısına komünistlik; ahlâkçılığın karşısına da
masonluk cereyanları dikildi.
... İnsan için kurtuluşun, bilhassa sefillerle ruhsuzları
kurtarmakla kaabil olduğunu pekiyi bilen bu genç nesil, asrımızda
yepyeni bir iman mektebi açan Mehmed Akif'in öz çocuklarıdır."
Cenab ŞAHABETTİN:
"Millî şiir adıyla, ırkımızın yaşayış ve ananelerine ait şiirleri
kastediyorsak, önünde eğileceğimiz bir deha sahibi şâir görüyorum:
Mehmed Akif. Hiç kimse o kadar saf ve şeffaf bir anlatışla millet
manzaralarını meydana koymamıştır. Türk ve İslâm ruhu Safahat'ın
ilham çekirdeği oldu. Edebiyat tarihi, şimdilik büyük Akif'ten
daha büyük bir İslâm ve Türk şâiri tanımaz."
Süleyman NAZİF:
"Mehmed Akif, yalnızca Cenâb-ı Hakk'a, Hz. Peygamber'e, geçmiş
büyüklere, cemiyete, insaniyete ilân-ı aşk etti. Canândan,
hicrandan şikâyete bedel; hemcinsine dokunan mahrumiyetlerden,
sefaletlerden ve bilhassa İslâm'ın uğradığı musibetlerden feryad
eder. Bu büyük şâir, tabiatın, ağaçların ve çiçeklerin
güzelliklerinden, güzel çehrelerden aldığı duyguları dâima
gizlemiş, saklayamadıklarını, cemiyetin mukadderat levhalarıyla
kaynaştırmıştır. O, Süleymaniye Camii'nin kubbesini Himalaya
Dağları'nın en yüksek zirvesinden daha yüksek görür.
... Etrafında, gönlünde, vicdan ve imanında, ye's ve ümidinde
Peygamberinden başka hasbihal edecek kimsesi yok.
... Firdevsî'nin milliyet fikrini Acem'de en evvel ve icad
edercesine uyandırmasıyla, dinî hissî hükmü altına aldırmak
istemesi, "Şehnâme" nazımının irfan yâdigârı ile, "Hakkın Sesleri"
şâirin vicdanı arasında ebedî bir ayrılık perdesi çekmiştir.
... İslâm birliğini bozacak veya zayıf düşürecek her hareketi
Mehmed Akif, en amansız ve iman dolu gerçek bir düşmanıdır.
İhtimaldir ki, Firdevsî'yi bunun için sevmez.
... Mehmed Akif, şahsî emellerin veya kinlerin tatmin ve teskini
için yapılan çekişmelerden, şiirini kurtararak; şâirlik kudretini
idealine, yâni ezelî iman ile andığı Allah'ın emri ve yasağı dünya
yüzünde insanların işlerini düzenleyici olması arzusuna -arzu
diyorum, ne kadar eksik ve iyi ifade edemeyen bir kelime!-
emeline, aşkına sâbit fikrine hizmet ettiriyor.
... Şark ve garbın benim bildiğim lisanlarında ve bu vâdide, gerek
telif, gerek tercüme suretiyle, bu kadar güzel ve pürüzsüz,
kusursuz bir şiir okumadığımı öğünerek itiraf ederim. Bunu yazmak
için yalnız Mehmed Akif kadar şâir olmak yetmez; Mehmed Akif kadar
dindar da olmak lâzımdır.
... İlahî şâir!
Evet Allah'ın yalnız şehidleri değil, şaîrleri de vardır! Mehmed
Akif gibi beyan-ı mızrabı İslâm'ın elemleri olan ve elemleri kendi
kalbine yerleştirerek, İslâm'ın kalbini ğöğsünün içine sığdıran
bir şâiri görünce, şehidler: "Biz bu kadar eziyet çekmedik; ve
ıstırabın bu derecesine biz tahammül edemeyiz!" derler."
Mithat Cemal KUNTAY:
"Ben bu "Mehmed Akif'leri sevdim:
* Politikanın Müslümanı olmayan Mehmed Akif'i;
* Hayatı boyunca bir tek yüzü olan Mehmed Akif'i;
* Tenkide, itiraza, tartışmaya, kusurlarını konuşmaya katlanan
Mehmed Akif'i;
* Sırrınızı, menfatinizi, maddî ve mânevî mukaddesatınızı emanet
edebileceğiniz Mehmed Akif'i;
* Bir çocuk kadar temiz ve bir kadın kadar ince olan Mehmed
Akif'i."
Nihad Sami BANARLI:
"-Ben, Mehmed Akif'i büyük şâir, büyük vatansever, manzum
hikâyeler ve vaaz yazarı, bilhassa inanmış bir insan olarak her
hatırlayışımda evliyalar kadar temiz ve lekesiz görebilmenin
hazzını duyarım.
İçim rahattır. Düşünürüm ki, vatan çocuklarına her hareketinin
hesabı verilecek kadar faziletten ibaret, seciye sahibi bir örnek
göstermek icab edince, İstanbul semaları kadar açık bir alınla
"İşte Akif"! diyebilmek ne kadar güzeldir."
Cemil Sena ONGUN:
"Akif, bütün yurtseverlerin, bütün milletseverlerin sâlim bir
akla, temiz bir vicdana malik olan bütün faziletli kimselerin
duygu ve düşüncelerine tercüman olmuş; onların hissedip de
söyleyemediği herşeyi açık ve büyük bir cesaretle, tekrar tekrar
söylemiştir. Onda bu cesaret bir göteriş değildir.
Akif, hiçbir şey yazmamış olsaydı da bize yalnız İstiklâl Marşı'nı
verseydi, yalnız bu eseriyle kendisini Edebiyat Tarihimizde
ebedîleştirmiş olurdu."
A. CERRAHOĞLU:
"Divân şâirlerini aradığımız zaman, duvarlardan şarap sızan bir
mehyaneye, yahut da gümüş kurnalı bir hamama gideriz. Halbuki,
Akif'i aradığımız zaman gideceğimiz yer Fatih Camii'dir.
Safahat'ı açar açmaz, onu bu kutsî ve semavî mâbedin nur taşan
sinesine sokulmuş görüyoruz. Öndeki maksureciklerden birine
oturmuş, geçmişin latif hâtıraları içinde oyalanıyor: İşte beyaz
sarıklı bir baba ve etrafında, hasırlar üstünde koşan-fesinin
imamesinde bir boncuk bağı, püskülsüz, yeşil sarıklı-mini mini bir
oğlan çoçuğu!
Mehmed Akif, hiçbir zaman, sarığın manevî-fikrî atmosferinden
sıyrılamadı; ve hayatını seve seve Şeriatin savunmasına vakfetti."
Prof. Dr. Ali Nihad
TARLAN:
"Dünyanın bu buhranlı anında tek vazifemiz, millî varlığımızı
okuyan mukaddes nesiçlerle ruhumuzu sarıp tek bir vücut halinde
Türk vatanının istiklâli, refahı ve azemeti için seferber
olmaktır. Önümüzde bir bando vardır. Milletimizin ruhunu,
zaferini, şan ve azametini terennüm eden bu bandoda en kuvvetli
seslerden biri de Akif'tir.
Bu milleti yükseltmek; vatanını korur, onu refaha eriştirir bir
câmia haline getirmek lâzımdır. Esasen bu aşk ve kültür ona icab
eden sesi verir. Böyle bir sanatkârın tok, gür, hakikaten
ayrılmayan sesi, asırlarca milletin ruhunda çağlar... Tafsili zâid
olan hayatiyetiyle Akif bu evsafı tamamiyle hâiz bir şahsiyettir."
Onun tertemiz, lekesiz hayatı, din ve vatan uğrunda dâima
mücadelesi, her türlü maddî mükafatı istihkâr etmesi, bir fen
şubesine intisap ettiği garbın fennî tekamülünü gördüğü halde,
Türk ve İslâm kültürünün sinesine yerleşmesi ciddî, vekarlı,
iradeli, yüksek vasıflarda bir fikir ve edebiyat adamı olarak
şerefle yaşaması ve nihayet muazzam eseri buna en beliğ bir
şâhittir."
Eşref EDİP:
"Akif, aruzun Mimar Sinan'ıdır. Aruz mimarı olarak, Akif tektir.
Aruzda yüz katlı binalar kurar. Akif'ten evvel hiç kimse, bu
derece ayağa kalkan bir nazmın sayısız katlarından ufuklara
bakmadı.
Aruzun içine derûnî bir aruzun musikîsini soktu. Güftesini
bırakın, onun bazı şiirleri beste olarak da eserdir."
Şükufe NİHAL:
"Akif, dönmedi. Paraya, mevkie yaltaklanmadı. Vicdanına hıyanet
etmedi; gururunu çiğnemedi, insan kaldı. Hak bellediği yolda
yalnız gitti."
Hüseyin CAHİT:
"Akif'in hayatı da büyük bir şiirdir."
Dr. Mazhar OSMAN:
"Akif, şiirlerinde dinsizliğe, kaba sofuluğa, riyâkar taassuba
cihad açmıştı. Akif için din, doğruluk ve ilerlemekti. Akif öteki
şâirler gibi ne aşk ve garamdan, ne çemenlerden bahsetmiş, böyle
bir şiir yazmamıştır. Akif şiirle vaazeden bir müttaki, bir
ahlâkçı idi... Bir predikatör gibi halkı ahlâken yükseltmeye
uğraşırdı."
Prof. Fuat KÖPRÜLÜ:
"İslâm ittihadının müterennimi olan Mehmed Akif, aruz vezninin
kıyas kabul etmez bir üstadıdır. Halk hayatını sâde bir lisanla en
reailist bir şekilde tasvir eder. Bazan çok kuvvetli bir lirizme
yükselen Akif, Garp şiirinin tesiri altında kalmamıştır. O, halk
içinde yetişen demokrat bir şâirdir.
Türk şiiri birbirine benzemeyen bu üç şâirin (Ahmet Haşim, Yahya
Kemal, Mehmed Akif) tesiri altında,Tevfik Fikret ve muakiplerinin
mahdut dairesinden kurtularak muhtelif temayüller almak istidadını
gösterdi."
Orhan Seyfi ORHON:
"Türk edebiyatına hakikî erkek sesini o getirdi. Dar kafes içinde
şakıyan Türk şiiri, hayatın sesini onun feryatlarıyla bize
duyurdu.
Alev gibi çırpınan bir kalbin içinden geçerek fikrin nasıl şiir
olabileceğini ilk defa o gösterdi."
Kâzım KARABEKİR
PAŞA:
"İttihad-ı İslâm dâvasını İslâmlık kadrosu içinde şiirle neşir ve
telkin eden en samimi ve heyecanlı şâirimiz Mehmed Akif'tir.
Akif, benimsediği bir davâya ne kadar candan bağlanan bir şahsiyet
olduğunu "İstiklâl Marşı'nda gösteriyor."
Peyami SAFA:
"Vatanın dünden bugüne kalan en yüksek sesi Namık Kemal'se, onunla
beraber, bugünden yarına kalacak ses de Mehmed Akif'indir.
..... Kemal'in siyasî ahlâkını ve hürriyet idealini Mehmed Akif'in
içtimâî ahlâkı ve fazilet aşkı tamamlıyordu."
Yakup Kadri
KARAOSMANOĞLU:
"Son şâirlerin ve mütefekkirlerin meyanında hiç kimse,
noksanlarımızı, zaaflarımızı, ilim, irfan, medeniyet ve ümran
sahasındaki tedennimizi ve bazı ahlâkî tereddîlerimizi Mehmed Akif
Bey kadar şiddetli ve hiddetli yüzümüze vurmamıştır. Onun
kalemindeki ve infial ve bu tervehhür ise, dâima terakkî, tekâmül
gibi medenî ve ilmî mefhumlar namına vuku bulmuştur.
Ümmetçi ve Şeriatçı olmak, Akif için bir nakise değil, bir
meziyettir..."
Prof. Ferit KAM:
"Şiirlerinin güzelliği güneşin güzelliği kadar zahirdir."
Abidin DÂVER:
"Memleketimizde, İstiklâl Marşı'nı bütün talebelere
ezberletiyorlar mı bilemem? Elbette marşın güftesini tamam olarak
çocuklara öğreten arkadaşlar vardı. Şayet bunu yapmayan
öğretmenler varsa, onlardan rica ederim, İstiklâl Marşı'nı bütün
talebelerine ezberletsinler.
Türk'ün İstiklâl Harbi bir harikâdır; İstiklâl Marşı da, o
harikânın harikâlı şiiri ve on kıt'a içine sığdırılmış tarihidir."
Behçet Kemal
ÇAĞLAR:
"Sanatta inanmanın ana şart olduğu; gün geçtikçe her başa
yerleşiyor, her göze çarpıyor.
İnanmak lâzım. Terennüm etmek için sevmek ve inanmak... İnsana
konuşabilen hayvandır, derlerdi. Biz, insan, inanabilmekle
hayvandan ayrılandır diyoruz.
İnanmayan zekâ, bir maymun zekasından farksızdır; sivri ve maymun
zekâya kıymet verenlerden değiliz.
İnanmak, insanlığın; inanmak şairliğin; inanmak, dürüstlüğün ilk
şartı...
Hiç inanmayandansa, inanmak kabiliyetini kaybetmiş olandansa,
inandığımız şeylerin büsbütün zıddına inananları yanımızda,
yakınımızda görmeyi bin kez tercih ederiz.
Onun içindir ki; hiçbir şeye inanmadığı, inanmak hassasını
kaybettiği için adam yerine koymadığımız bir çok dejenere
değerciklere dudak bükerken, dâvamızın aksi dâvâya saplanmış
olanları bile sayıyoruz ve saygı ile anıyoruz.
Mehmed Akif'e gelince; bu, o müstesna, yüksek insanlarımızdan ve
sanatkârlarımızdandır ki; Milletimizin en kara günlerinde
mısraları imanımızın, ümidimizin birer remzi halinde
dudaklarımızda yaşamış, kalbimize hâkkolmuştur."
İbrahim Alaeddin
GÖVSA:
"Türk halk dilini onun kadar munis ve tabiî kullanan olmadığı
gibi, Türk halkının gönlünü onun derecesinde doğrulukla ve
samimiyetle konuşturan bir şâirimiz yetişmemişti. Öyle sanıyorum
ki, Safahat, şark ufuklarında akisleri asırlarca dalgalanmaya
namzet bir şaheser olarak kalacaktır."
İsmail Habib SEVÜK:
"Akif, Türk fonetiğini ilk kullanan şâirdir. Aruza hâkimiyeti
itibariyle bütün mâziden beri kalkıp gelen yedi asrın en büyük
irtifaıdır."

|