|
|
|
Bu
bölüm bir içbölüm aslında. İçebakış. İçtenbakış.Sana Mektuplar’dan çıktı. Sonra
istedim ki başkalarının da mektupları olsun. |
|
|
"gene seninle doldurdum içimi
efkar dağıtmak için eski kağıtları karıştırıyorum
belki sana ait bir şeyi bulurum diye....
üzerinde pul olan aşk mektuplarımız olmadı ama
kağıtlara sığmayacak kadar büyük bir sevdamız oldu. <<Belgedeki Seçim>>
bitmesin istedim, mutlu olmak istedim
her şeyden vazgeçtim,
nerdesin?" |
|
|
|
|
|
|
Bir
şiirinde böyle diyordun. Haklıydın. Bizim hiç mektuplarımız olmadı, "Gurke"li bir kartın arkasına yazdığın
birkaç satır dışında. Çünkü biz sevdamızı mektuplara dökmedik. Dudaklarımızdan
döküldü her şey. Gözlerimiz,kulaklarımız şahit oldu. Üstatlarımdan Cemil Meriç de şöyle diyor: |
|
|
"BİLİYORUM
Kİ BENİMSİN"
|
|
|
|
|
|
Ve gece
bir deniz kızı gibiydi. Şarkılarla başladı yıldız yıldız; köpük köpük.
Kah bir çöl rüzgarı gibi yakıcı, kah bir çöl gecesi kadar serin.
Hangi beste sözün musikisiyle, sözün füsunuyla boy ölçüşebilir.
Kelime kanattır, kelime buse.
Ve gece bir deniz kızı gibi başladı. Harikulade gözleri vardı gecenin.
Ve saçları bir kucak alevdiler ve dudaklarında bütün yaraları kapayan, bütün
zilletlerin hatırasını silen bir iksir.
Salzburg tuzlalarına atılan kuru dallar, bir zaman sonra bir kristal hevengi
olarak çıkartılırmış; artık dal kaybolurmuş,
gözleri kamaşırmış insanın. Kainatta farkına vardığımız her yeni güzellik, bizi
hayrete düşüren bir keşif olup çıkar.
Aa, deriz, tıpkı onun sesi, tıpkı onun bakışı, tıpkı onun kahkahası.
Kristalizasyon yüzünden günün birinde kendi yarattığımız bir hayale aşık
olduğumuzu, hayretler içinde görürüz.
Tecrübe güvensizlik yaratır. Gittikçe kristalizasyon kabiliyetimiz azalır.
İkinci aşk, yozlaşmış bir aşktır.
Aşkın hazları, ilham ettiği korkular ölçüsünde büyüktür.
Yalnız seninim. Ve yalnız beni düşündüğün müddetçe aşkımızın ömrü
ebedidir.
Büyüyü ancak ihanetin bozar. Manevi ihanetin.
Bir an için gözbebeklerinde raks edecek herhangi bir yabancı hayal, o zaman bu
rüya bir kabusa döner ve bir uçurumun kıyısında uyanırsın.
MEKTUPLARIN BÜYÜLÜ BİR AYNA " |
|
|
|
|
|
|
Altını
bilerek çizdiğim satırlarda örtüşüyoruz düşünce olarak yazarla. İkimizin
de çok sevdiği,beni “Cafe”den kovdurduğunu anlattığımda kahkahalarla güldüğün Murathan Mungan da şöyle diyor: |
|
|
"Olmasa
Mektubun
Olmasa
mektubun,
Yazdıkların olmasa
Kim inanırdı
Senle ayrıldığımıza.
Sanma unutulur,
Kalp ağrısı zamanla
Her şeyi unutarak
Yaşanır sanma.
Neydi bir arada tutan şey ikimizi
Birleştiren neydi ellerimizi
Bırak bana anlatma imkânsız sevgimizi
Sevmek birçok şeyi göze almaktır.
Baksana geçmişe,
Ne çok anıyla yüklü
Nerde o taverna,
Nerde sinema
Harcanmış zamanla
Yeniden yaşanmaz ki;
Geç kaldıktan sonra
Arama boşa!"
|
|
|
|
|
|
|
Ben de diyorum ki:Keşke olsaydı
mektupların.Benim mektuplarım var artık.”Sana Mektuplar” sana. Eskiden “Kalorifer
Kazanında Bulunmuş Mektuplar” vardı ya. Onlardan kalanlar ve yenileri. Bir gün
senden haber alacağım,ümidini hala yitirmedim.2023’te PTT’den alacağın mektubu
okuduğunda –ki büyük ihtimalle ben olmayacağım-sakın ağlama. Kokumdan bir
koku,sesimden bir ses,yüzümden bir parça bulmaya çalış. Sadece
gül. Doyasıya,katıla katıla. Sonra da küçük bir dua gönder. Bekliyor olacağım
çünkü.Evet! Olsaydı mektupların. Benim
var artık. Belki asla okumayacaksın. Belki varlığından bile haberin
olmayacak. Olsun. |
|
|