| site gezme kılavuzu | güncellemeler |  edebiyat takvimi  | dosyalar | Türk Dil Kurumu Sözlüğü | 
                               

 Dosyalar/ Nâzım Hikmet Nâzım'ın Sağcı Avukatları

Ahmet Bican Ercilasun

Ülkemizdeki Marksistlerin hemen her cinsi, kendilerine sosyal demokrat diyenler, sol akımların egemenliği altındaki edebiyat çevreleri, bir kısım enteller ve ilericiler yıllardan beri Nazım Hikmet'i aklayıp mazur göstermeye çalışırlar Bunları kanıksadık sayılır. Üstelik pek çoğunun da haçı "ziri begal"de çıkmış olmasına rağmen. Taibatları, meşrepleri ve kimilerinin de çıkarları bunu icap ettiriyor. Fakat. son zamanda bu kervana. kendilerini 'müslüman", hele "milliyetçi" olarak nitelendirenlerin de katılmaları doğrusu hayret, biraz da esef verici.
"Sağcı" olarak tanınanların ileri sürdükleri "görüş"leri şöylece özetleyebiliriz: "Ne Mehmet Akif söylendiği gibi bir din şairidir, ne de Nazım dinsiz ve komünist bir şairdir. Nazım’ın buram buram maneviyat, vatanseverlik kokan şiirleri vardır. Türkiye'de rejim aleyhtarlığı ile vatan hainliği birbirine kanştırılmaktadır. Bu yüzden Nazım Hikmet'e haksızlık yapılmış ve "Türkiye'den kaçmak zorunda bırakılmıştır".
Yirminci yüzyılda insanlığın karşılaştığı en büyük felaketin komünizm olduğu gerçeğini ve, komünizmin nasıl büyük bir aldatmaca olduğunu inkara, sanırız artık kimsenin mecali kalmamıştır. Yıkılıp gidişi. arkasında sadece acı ve kanlı hatıralar bırakışı da bunun sarsılmaz bir delilidir. Fikir namusu - nasılsa - biraz kalabilmiş eski komünistler bile bunu itiraf ediyorlar.
Komünizmin, aynı zamanda Rus emperyalizminin bir aleti olduğunu da unutmamak lazım. Rusya, Sovyetçilik aldatmasıyla, sınırlarını Uzak Doğu'dan Orta Avrupa'ya kadar bu sayede genişletmedi mi?
Rus kültürünü. gerek uydu ülkelerde, gerek boyunduruğu altındaki halklar arasında hakim kılmanın yollarını arayıp bulmadı mı? Demek ki komünizmin Türkiye ve Türk milleti için bir başka manası daha vardır: Asırlarca Türk topraklarını çiğneyip sıcak denizlere inmek isteyen Rusya, nihayet komünizmi de emellerinin gerçekleşmesi yolunda araç olarak kullanmıştır. Şuurlu Türk aydınları ve devlet adamları, bu tehlikeyi zamanında teşhis etmişler ve onunla mücadeleyi gerekli görmüşlerdir.
Bir başka gerçek şudur: Sovyet Rusya, diğer bütün ülkelerdeki komünist partileri kendi emrinde ve denetiminde tutmuş, onları kilidi açacak maymuncuklar haline getirmiş, buyruğuna ve talimatlarına uymayanları tasfiye etmiştir Bu yolla, komünist parti mensuplarını, ele geçirmek istediği ülkelerde beşinci kol veya doğrudan ajan olarak kullanmıştır Bu yüzden, pek çok zavallıyı veya ahmağı da -bazen bilmeden- vatan haini derekesine düşürmüştür. Gizli komünist partisi üyesi olup da parti merkezinin ve dolayısıyla Moskova'nın emirlerine uymayan tek kimse gösterilemez. Böyleleri çıkarsa da zaten komünist partisinin derhal dışına itilirlerdi
Hemen herkesin bildiği, fakat şimdi unutulmuş gibi görünen bu gerçekleri kısaca hatırlattıktan sonra konumuza dönelim. Mehmet Akif gibi bir karakter abidesi ile Nazım Hikmet gibi bir karakter malülünü birlikte anmanın, hele apayrı dünyalara mensup bu iki ismi bir tencerede kaynatmaya kalkışmanın ne kadar yakışıksız olduğu meydandadır Onun için, Mehmet Akif'i bir tarafa bırakalım ve onun temiz adını Nazım Hikmet'i ibra etmenin aleti haline getirmeyelim. Ama, Nazım Hikmet'in komünist olmadığını söylemek gibi garabetlere düşmekten de Allah herkesi korusun.
Nazım Hikmet, komünist olduğunu saklamamıştır. Komünist partisi üyesi olduğunu da. Yirmi yaşından ölene kadar da komünizm propagandası yapmış, adının komünizm propagandasında kullanılmasına severek rıza göstermiş, başarılı olamasa da TKP (gizli Türkiye Komünist Partisi’nin üst kademelerine yükselmek için gayret göstermiştir. Siyaset alanındaki bu ihtirasından ne Türkiye'de iken, ne de Moskova'ya sığındıktan sonra vazgeçmiştir. Uzağa gitmeye hacet yok, en yakın dostlarının eserlerinden -gerekirse- yüzlerce örnek vermek mümkündür.
"Ben komünistim" demiş olan, hatta komünistliği ile iftihar eden bir adamı, yıllar sonra "hayır, o komünist değildi" diyerek yalanlamaya ve aklamaya çalışmak gibi tuhaflıklara, hiç kimsenin -hele, kendisine milliyetçi filan diyenlerin-düşmemesi gerekir.
Nazım'ın şiirlerini beğenmeyenler kadar beğenenler de çıkabilir Onlara bir diyeceğimiz yok. Şiir, nihayet bir zevk ve kültür meselesidir. Beğenen varsın beğensin. Ama, sanatı beğenilse de, bir kimsenin şahsiyetini ve ideoloji yapısını ters yüz çevirmek hakkı kimseye verilemez, Bir adam komünistse komünisttir, vatanseverse vatanseverdir, ümmetçiyse ümmetçidir. Bu tarafı onun güzel şiir yazmasını engelleyemediği gibi, güzel şiir yazanların da bu tarafları örtülemez. Buna sebep de yoktur, gerek de. Gerek görülüyorsa işin içinde bir iş var demektir. Bazı çevrelere veya bazı kimselere, durup dururken böyle selam göndermeler bir hayli mide bulandırıcı oluyor.
Nazım Hikmet, toplumumuzda, şairliğinin yanı sıra "vatan haini" olarak da tanınmıştır. Hafızalarda bu iki vasfı ile yer tutmuştur. Vatan hainliği ciddî bir suçlamadır ve -vatanla filan pek ilgisi bulunmayan-Nazım'ı bile rahatsız etmiştir. (Bk.Nazım Hikmet'in Son Yılları ,Zekeriya Sertel, İstanbul 1978). Ona bu sıfat, şu davranışları yüzünden yakıştırılmıştır:
• Nazım Hikmet, genç yaşlarda yakından gözlediği komünist ihtilalinin ve yeni Sovyet kültürünün etkisi altında kalmış; Türkiye'ye döndükten sonra, macerasever, atak ve hayalci ruh yapısının da etkisiyle o tip bir devrimin Türkiye'de de gerçekleşmesi için çalışmıştır Bu sebeple de. Türk yargısı tarafından defalarca hapse mahkum edilmiştir.
• Türkiye'de Sovyet tipi bir ihtilalle yönetimi ele geçirmek amacıyla kurulmuş olan ve doğrudan doğruya Kremlin den emir alan TKP'ye kaydolmuş, bu partinin propaganda araçlarından biri haline getirilmiştir,
• Demokrat Parti'nin iktidara gelmesinden sonra çıkarılan genel afla hapisten kurtulunca (başka bir ülkeye değil. Türkiye'den hem de o sıralarda Boğazları ve bir kısım topraklan isteyen) Sovyet Rusya'ya kaçmıştır.
• Moskova'ya vardığı zaman. kendisini karşılayanlara, milyonlarca Türk'ün ve çok daha fazla sayıda insanın katili olarak tescil edilmiş bulunan kanlı Sovyet diktatörü hakkında "Beni Stalin yarattı, Bütün ilhamımı ona borçluyum" diye medhiyeler düzerek feci bir dalkavukluk örneği göstermiştir.
• Komünist saldırganlığını önlemek üzere Kore'de savaşan Türk askerlerine "Mehmet, teslim ol" diye çağrıda bulunmuş; Moskova'nın talimatıyla bu yolda yazdığı propaganda şiirleri, beyannameler halinde Türk siperlerine atılmıştır.
• 1950'lerde Bulgar Komünist Partisi, Türklerin anayurda göçlerine izin verince, baskılardan ve haksızlıklardan usanmış olan Türk topluluğu adeta ayaklanmış, göç etmek için Türkiye temsilciliklerinin kapısına yığılmıştı. Bundan ürken ve hesabının yanlış çıktığını gören Bulgar komünistleri kararlarını geri alamamışlardı. Bunun üzerine 'büyük patron Moskova, Nazım Hikmet'i görevlendirerek Bulgaristan'a yollamış, o da buradaki Türklere Türkiye'yi kötüleyerek göçten vazgeçirmeye çalışan nutuklar vermişti, (Gündüz böyle nutuklar atan Nazım Hikmet'in, akşam olunca Varna kıyılarında kafayı çekip memleket özlemi terennüm eden şiirler düzmesini nasıl izah edeceğiz?)


• Sovyet vatandaşlığına alınması için teklif bekleyen Nazım Hikmet bunu bulamayınca, yine komünist rejimle yönetilen ve anne tarafından akrabalarının bulunduğu Polonya vatandaşlığına, oradan da, yeniden müracaatı üzerine Sovyet Rusya vatandaşlığına geçmiş ve bir Sovyet vatandaşı olarak ölmüştür.
Nazım Hikmet'e vatan haini sanının takılması bu sebeplerledir. Haksız olup olmadığına sağduyu sahibi olanlar karar vermelidir.
Artık "Nazım ne dinsizdir ne komünist" demenin bir anlamı var mı? Elbette, herkesin dini kendine. Dine inanıp inanmamak Nazım'ın bileceği işti. O, komünizme inanmış bir insan olarak dine inanmamayı tercih etti. Bunu da hiç saklamadı Gerçek buyken, Nazım Hikmet'i dindar bir kimse gibi göstermeye çalışmanın ne alemi var? Ve, kime, ne faydası var?
Rejim karşıtı olduğu gerekçesiyle kapatılan bir partinin mensubu iken, onun yerine kurulan partiye geçen bir zat ise Nazım Hikmet'i sadece "rejim muhalifi" olarak tanıtıyor. Kendi siyasî pozisyonuna anlaşılan böylesi uygun düşüyor. Elbette Nazım Hikmet'in dünya görüşü, ideolojisi ve hayat çizgisi göz önüne alınınca "rejim muhalifi" sözü çok hafif kalmaktadır. Mutlakıyet, meşrutiyet ve cumhuriyet dönemlerinde rejim muhalifi olan, hatta bu yüzden yabancı ülkelerde yaşamak zorunda kalan yüzlerce şahsiyet vardır ama, hiçbiri Nazım'ın düştüğü çukura düşmemiştir. Bu basit tarihî gerçekten habersizmiş gibi görünen bir kimsenin, dinî inancı siyasî malzeme yapan bir partinin saflarında bulunduğu halde, başka övüneceği bir şey kalmamış gibi Nazım Hikmet'in Moskova'daki mezarını ziyaret edişini açıklaması samimiyetsizliğin tipik bir örneği olarak görünüyor.
Yakın tarihimizin tablosu son derece nettir Türkiye komünist olmasın, Sovyet peyki olmasın. istiklalini kaybetmesin,ezanlar susmasın, bayrağımız inmesin diye beş bin yiğidimiz kendilerini ölümün kucağına severek atmışlardır. Onların şerefli miraslarına ve milletimizin gönlünde yer tutmuş hatıralarına tutunarak siyaset yapan bir partinin milletvekillerine Nazım Hikmet avukatlığı hiç yakışmıyor. Beş bin şehidin kanından prim toplayanların, ayrıca bir de Nazım Hikmet hayranlığına soyunmaları, o mübarek şehitlerin kemiklerini sızlatmaz mı?
Milletimizin ve milliyetçiliğimizin bunca kavi hasmı varken dost bildiğimiz kimselerin bize Nazım Hikmet kadehi içinde zehir sunmalarını asla kabul edemeyiz. Kabule razı olanlarla da omuz omuza veremeyiz. Bugün bunu yapanların, yarın bizi sırtımızdan vurmayacaklarını nasıl bileceğiz?

Orkun - 24. Sayı - Şubat 2000