|
Ülkemizdeki
Marksistlerin hemen her cinsi, kendilerine sosyal demokrat
diyenler, sol akımların egemenliği altındaki edebiyat
çevreleri, bir kısım enteller ve ilericiler yıllardan beri
Nazım Hikmet'i aklayıp mazur göstermeye çalışırlar Bunları
kanıksadık sayılır. Üstelik pek çoğunun da haçı "ziri begal"de
çıkmış olmasına rağmen. Taibatları, meşrepleri ve kimilerinin
de çıkarları bunu icap ettiriyor. Fakat. son zamanda bu
kervana. kendilerini 'müslüman", hele "milliyetçi" olarak
nitelendirenlerin de katılmaları doğrusu hayret, biraz da
esef verici.
"Sağcı" olarak tanınanların ileri sürdükleri "görüş"leri
şöylece özetleyebiliriz: "Ne Mehmet Akif söylendiği gibi bir
din şairidir, ne de Nazım dinsiz ve komünist bir şairdir.
Nazım’ın buram buram maneviyat, vatanseverlik kokan şiirleri
vardır. Türkiye'de rejim aleyhtarlığı ile vatan hainliği
birbirine kanştırılmaktadır. Bu yüzden Nazım Hikmet'e
haksızlık yapılmış ve "Türkiye'den kaçmak zorunda
bırakılmıştır".
Yirminci yüzyılda insanlığın karşılaştığı en büyük felaketin
komünizm olduğu gerçeğini ve, komünizmin nasıl büyük bir
aldatmaca olduğunu inkara, sanırız artık kimsenin mecali
kalmamıştır. Yıkılıp gidişi. arkasında sadece acı ve kanlı
hatıralar bırakışı da bunun sarsılmaz bir delilidir. Fikir
namusu - nasılsa - biraz kalabilmiş eski komünistler bile bunu
itiraf ediyorlar.
Komünizmin, aynı zamanda Rus emperyalizminin bir aleti
olduğunu da unutmamak lazım. Rusya, Sovyetçilik aldatmasıyla,
sınırlarını Uzak Doğu'dan Orta Avrupa'ya kadar bu sayede
genişletmedi mi?
Rus kültürünü. gerek uydu ülkelerde, gerek boyunduruğu
altındaki halklar arasında hakim kılmanın yollarını arayıp
bulmadı mı? Demek ki komünizmin Türkiye ve Türk milleti için
bir başka manası daha vardır: Asırlarca Türk topraklarını
çiğneyip sıcak denizlere inmek isteyen Rusya, nihayet
komünizmi de emellerinin gerçekleşmesi yolunda araç olarak
kullanmıştır. Şuurlu Türk aydınları ve devlet adamları, bu
tehlikeyi zamanında teşhis etmişler ve onunla mücadeleyi
gerekli görmüşlerdir.
Bir başka gerçek şudur: Sovyet Rusya, diğer bütün ülkelerdeki
komünist partileri kendi emrinde ve denetiminde tutmuş, onları
kilidi açacak maymuncuklar haline getirmiş, buyruğuna ve
talimatlarına uymayanları tasfiye etmiştir Bu yolla, komünist
parti mensuplarını, ele geçirmek istediği ülkelerde beşinci
kol veya doğrudan ajan olarak kullanmıştır Bu yüzden, pek çok
zavallıyı veya ahmağı da -bazen bilmeden- vatan haini
derekesine düşürmüştür. Gizli komünist partisi üyesi olup da
parti merkezinin ve dolayısıyla Moskova'nın emirlerine uymayan
tek kimse gösterilemez. Böyleleri çıkarsa da zaten komünist
partisinin derhal dışına itilirlerdi
Hemen herkesin bildiği, fakat şimdi unutulmuş gibi görünen bu
gerçekleri kısaca hatırlattıktan sonra konumuza dönelim.
Mehmet Akif gibi bir karakter abidesi ile Nazım Hikmet gibi
bir karakter malülünü birlikte anmanın, hele apayrı dünyalara
mensup bu iki ismi bir tencerede kaynatmaya kalkışmanın ne
kadar yakışıksız olduğu meydandadır Onun için, Mehmet Akif'i
bir tarafa bırakalım ve onun temiz adını Nazım Hikmet'i ibra
etmenin aleti haline getirmeyelim. Ama, Nazım Hikmet'in
komünist olmadığını söylemek gibi garabetlere düşmekten de
Allah herkesi korusun.
Nazım Hikmet, komünist olduğunu saklamamıştır. Komünist
partisi üyesi olduğunu da. Yirmi yaşından ölene kadar da
komünizm propagandası yapmış, adının komünizm propagandasında
kullanılmasına severek rıza göstermiş, başarılı olamasa da TKP
(gizli Türkiye Komünist Partisi’nin üst kademelerine yükselmek
için gayret göstermiştir. Siyaset alanındaki bu ihtirasından
ne Türkiye'de iken, ne de Moskova'ya sığındıktan sonra
vazgeçmiştir. Uzağa gitmeye hacet yok, en yakın dostlarının
eserlerinden -gerekirse- yüzlerce örnek vermek mümkündür.
"Ben komünistim" demiş olan, hatta komünistliği ile iftihar
eden bir adamı, yıllar sonra "hayır, o komünist değildi"
diyerek yalanlamaya ve aklamaya çalışmak gibi tuhaflıklara,
hiç kimsenin -hele, kendisine milliyetçi filan
diyenlerin-düşmemesi gerekir.
Nazım'ın şiirlerini beğenmeyenler kadar beğenenler de
çıkabilir Onlara bir diyeceğimiz yok. Şiir, nihayet bir zevk
ve kültür meselesidir. Beğenen varsın beğensin. Ama, sanatı
beğenilse de, bir kimsenin şahsiyetini ve ideoloji yapısını
ters yüz çevirmek hakkı kimseye verilemez, Bir adam komünistse
komünisttir, vatanseverse vatanseverdir, ümmetçiyse
ümmetçidir. Bu tarafı onun güzel şiir yazmasını
engelleyemediği gibi, güzel şiir yazanların da bu tarafları
örtülemez. Buna sebep de yoktur, gerek de. Gerek görülüyorsa
işin içinde bir iş var demektir. Bazı çevrelere veya bazı
kimselere, durup dururken böyle selam göndermeler bir hayli
mide bulandırıcı oluyor.
Nazım Hikmet, toplumumuzda, şairliğinin yanı sıra "vatan
haini" olarak da tanınmıştır. Hafızalarda bu iki vasfı ile yer
tutmuştur. Vatan hainliği ciddî bir suçlamadır ve -vatanla
filan pek ilgisi bulunmayan-Nazım'ı bile rahatsız etmiştir.
(Bk.Nazım Hikmet'in Son Yılları ,Zekeriya Sertel, İstanbul
1978). Ona bu sıfat, şu davranışları yüzünden
yakıştırılmıştır:
• Nazım Hikmet, genç yaşlarda yakından gözlediği komünist
ihtilalinin ve yeni Sovyet kültürünün etkisi altında kalmış;
Türkiye'ye döndükten sonra, macerasever, atak ve hayalci ruh
yapısının da etkisiyle o tip bir devrimin Türkiye'de de
gerçekleşmesi için çalışmıştır Bu sebeple de. Türk yargısı
tarafından defalarca hapse mahkum edilmiştir.
• Türkiye'de Sovyet tipi bir ihtilalle yönetimi ele geçirmek
amacıyla kurulmuş olan ve doğrudan doğruya Kremlin den emir
alan TKP'ye kaydolmuş, bu partinin propaganda araçlarından
biri haline getirilmiştir,
• Demokrat Parti'nin iktidara gelmesinden sonra çıkarılan
genel afla hapisten kurtulunca (başka bir ülkeye değil.
Türkiye'den hem de o sıralarda Boğazları ve bir kısım
topraklan isteyen) Sovyet Rusya'ya kaçmıştır.
• Moskova'ya vardığı zaman. kendisini karşılayanlara,
milyonlarca Türk'ün ve çok daha fazla sayıda insanın katili
olarak tescil edilmiş bulunan kanlı Sovyet diktatörü hakkında
"Beni Stalin yarattı, Bütün ilhamımı ona borçluyum" diye
medhiyeler düzerek feci bir dalkavukluk örneği göstermiştir.
• Komünist saldırganlığını önlemek üzere Kore'de savaşan Türk
askerlerine "Mehmet, teslim ol" diye çağrıda bulunmuş;
Moskova'nın talimatıyla bu yolda yazdığı propaganda şiirleri,
beyannameler halinde Türk siperlerine atılmıştır.
• 1950'lerde Bulgar Komünist Partisi, Türklerin anayurda
göçlerine izin verince, baskılardan ve haksızlıklardan usanmış
olan Türk topluluğu adeta ayaklanmış, göç etmek için Türkiye
temsilciliklerinin kapısına yığılmıştı. Bundan ürken ve
hesabının yanlış çıktığını gören Bulgar komünistleri
kararlarını geri alamamışlardı. Bunun üzerine 'büyük patron
Moskova, Nazım Hikmet'i görevlendirerek Bulgaristan'a
yollamış, o da buradaki Türklere Türkiye'yi kötüleyerek göçten
vazgeçirmeye çalışan nutuklar vermişti, (Gündüz böyle nutuklar
atan Nazım Hikmet'in, akşam olunca Varna kıyılarında kafayı
çekip memleket özlemi terennüm eden şiirler düzmesini nasıl
izah edeceğiz?)
• Sovyet vatandaşlığına alınması için teklif bekleyen Nazım
Hikmet bunu bulamayınca, yine komünist rejimle yönetilen ve
anne tarafından akrabalarının bulunduğu Polonya
vatandaşlığına, oradan da, yeniden müracaatı üzerine Sovyet
Rusya vatandaşlığına geçmiş ve bir Sovyet vatandaşı olarak
ölmüştür.
Nazım Hikmet'e vatan haini sanının takılması bu sebeplerledir.
Haksız olup olmadığına sağduyu sahibi olanlar karar
vermelidir.
Artık "Nazım ne dinsizdir ne komünist" demenin bir anlamı var
mı? Elbette, herkesin dini kendine. Dine inanıp inanmamak
Nazım'ın bileceği işti. O, komünizme inanmış bir insan olarak
dine inanmamayı tercih etti. Bunu da hiç saklamadı Gerçek
buyken, Nazım Hikmet'i dindar bir kimse gibi göstermeye
çalışmanın ne alemi var? Ve, kime, ne faydası var?
Rejim karşıtı olduğu gerekçesiyle kapatılan bir partinin
mensubu iken, onun yerine kurulan partiye geçen bir zat ise
Nazım Hikmet'i sadece "rejim muhalifi" olarak tanıtıyor. Kendi
siyasî pozisyonuna anlaşılan böylesi uygun düşüyor. Elbette
Nazım Hikmet'in dünya görüşü, ideolojisi ve hayat çizgisi göz
önüne alınınca "rejim muhalifi" sözü çok hafif kalmaktadır.
Mutlakıyet, meşrutiyet ve cumhuriyet dönemlerinde rejim
muhalifi olan, hatta bu yüzden yabancı ülkelerde yaşamak
zorunda kalan yüzlerce şahsiyet vardır ama, hiçbiri Nazım'ın
düştüğü çukura düşmemiştir. Bu basit tarihî gerçekten
habersizmiş gibi görünen bir kimsenin, dinî inancı siyasî
malzeme yapan bir partinin saflarında bulunduğu halde, başka
övüneceği bir şey kalmamış gibi Nazım Hikmet'in Moskova'daki
mezarını ziyaret edişini açıklaması samimiyetsizliğin tipik
bir örneği olarak görünüyor.
Yakın tarihimizin tablosu son derece nettir Türkiye komünist
olmasın, Sovyet peyki olmasın. istiklalini kaybetmesin,ezanlar
susmasın, bayrağımız inmesin diye beş bin yiğidimiz
kendilerini ölümün kucağına severek atmışlardır. Onların
şerefli miraslarına ve milletimizin gönlünde yer tutmuş
hatıralarına tutunarak siyaset yapan bir partinin
milletvekillerine Nazım Hikmet avukatlığı hiç yakışmıyor. Beş
bin şehidin kanından prim toplayanların, ayrıca bir de Nazım
Hikmet hayranlığına soyunmaları, o mübarek şehitlerin
kemiklerini sızlatmaz mı?
Milletimizin ve milliyetçiliğimizin bunca kavi hasmı varken
dost bildiğimiz kimselerin bize Nazım Hikmet kadehi içinde
zehir sunmalarını asla kabul edemeyiz. Kabule razı olanlarla
da omuz omuza veremeyiz. Bugün bunu yapanların, yarın bizi
sırtımızdan vurmayacaklarını nasıl bileceğiz?

Orkun - 24. Sayı - Şubat 2000 |