Tirebolu'da Eski Ramazanlar ve Bayram

Ayhan Yüksel


Bir ibadet ve mağfiret ayı olması nedeniyle gelişi özlemle beklenen, hüzünle uğurlanan ramazan ayının sosyal hayatımızda ayrı bir yeri vardır. "On bir ayın sultanı" olarak tanımlanan Ramazan ayının Tirebolu'ya ne zaman gelip, ne zaman gittiği her nedense günümüzde pek bilinmez!
Pek çok yer gibi Tirebolu, kültür değişikliğine uğrayınca, bazı gelenek ve görenekler de yok olup gitmiştir. Bunların neler olduğunu kayıt altına almak için yaşadığımız günlerden hatıralarda kalan bilgileri aktarmayı uygun bulduk. Bizim çocukluğumuzda (1960'lı yıllar) Ramazan-ı Şerîf Tirebolu'ya gelmeden önce üç elçisini gönderirdi: Bunlar kuru kayısı, güllaç ile Vakfıkebir ve Of'tan gelen hocalar idi. Ramazan ayının gelmesiyle birlikte ortalıkta gözle görülür bir canlılık ve bir hareket olurdu. Herkes muhakkak Ramazan ayında yiyeceği tereyağını, diğer erzaklarını hazır ederdi. Sofralarda güveçler, subörekleri, çeşit çeşit yemekler eksik olmaz, hali vakti yerinde olanlar mahallesindeki câmilerde kalan, dışardan gelen hocaları iftarda ve sahurda yemeğe davet ederdi. Buna "hoca daveti" denirdi.
İftar olana kadar çocuklar genellikle sokaklarda kalır, topun atılmasını beklerdi. Bazıları çok uzak olmasına rağmen topu atanın sigarasını yakarak fitili tutuşturduğunu görebilirdi!?! Topun atılması ve ezanın okunmasıyla birlikte zeytinle ve Atlıyolu, Çatalçeşme, Selimağa, Soğuksu çeşmelerinden alınan sularla oruç açılırdı. Desti ve güğümlerle su alanlar çeşmelerin önlerinde uzun kuyruklar oluştururdu.
Ramazan topçularının en meşhurlarından birisi halk tarafından Salta Osman olarak anılan Osman Malkoç'tu. Salta Osman'ın ara sıra sahurda geç kalıp topu Buçuklu mahallesinin içinde de attığı olurdu ve yaşlılar bunu "kudret topu" zannederek çeşitli yorumlarda bulunurdu.

Ramazan ayındaki âdetlerden birisi de sahurda "davul çalınması" idi. Tirebolu'da ramazan davulunun çalındığı yıllarda akla ilk gelen isim Cintaşı ve Hamam mahallelerinin davulcusu Kel Emin (Emin Odabaş) idi. Yeniköy mahallesinde ise bu işi Mehmet Kanber (Mehmet Aga) yapardı. Kel Emin'in Tirebolu'da aydınlanmanın sokak fenerleri ile yapıldığı yıllarda ve bilhassa karlı kış gecelerinde başında bir çuval, ayağında çarık, belinde "finnuri" lâmba ile davul çalarak ve ustalıkla ramazan manileri söyleyerek vatandaşları sahura kaldırması hâlâ unutulmamıştır. Daha sonraları ise davulu Yeniköy mahallesinde Ömer Ustaoğlu (Ömer Kaptan), Cintaşı ve Hamam mahallelerinde Mustafa Bizal (Düdüğün Emin) çalmışlardır.

Oruç tutanlar, bilhassa gecelerin kısa olduğu zamanda yatıp uyumayıp sabaha karşı yenilen sahur yemeğini beklerlerdi. Böyle olunca da teravih namazı ile sahur arasında geçen sürede türlü eğlencelerle vakit geçirilir, seyirlik oyunların yanında yüzük-fincan oyunları oynanırdı.
Daha sonra gelen bayramın en büyük özelliği, dostların, hısım-akrabanın karşılıklı ziyaretleriydi. Gençler, yaşlıların ellerini öperler, dualarını almak isterlerdi. Çocuklara genelde para verilir, çok yaşlılar evlerinden çıkmazlar ve ziyaretçilerini beklerlerdi. Ziyarete gelenlere şeker ve duruma göre baklava ve burma börek ikram edilirdi.

Yine, bayramlarda ailelerinin rızası olmadan evlenenler, kendileriyle dargın olan aileleri ile konuşabilmek için bayramın gelmesini beklerlerdi. Bayramlarda bu durumda olanlar araya bir "uslu"nun girmesi ile aileleriyle barıştırıldı.

Bayramın birinci günü ramazan davulcusu bir bakıma sahurda çaldığı davulun ücreti sayılacak parayı yardımcısının elinde taşıdığı bayrakla toplamaya çalışırdı. Ev ev dolaşarak, pencereye uzattığı bayrağa herkes verecek bahşişi bağlar, davulcu bahşişe okuduğu bir mâniyle teşekkür ederdi.

Bayramda gençler ve çocuklar bayram yerlerinde buluşup eğlenirlerdi. Bayram yerinde satıcılar süs eşyası, oyuncaklar satarlar, dönme dolaplar kurulurdu. Bu dönme dolaplar Çatal'da, Soğuksu'da, Kale'de, Terzili'de, Yeniköy'de (günümüzde Orman İşletmesinin bulunduğu yerde), Hamam mahallesinde Musalla yanında (günümüzde Dumlupınar İlkokulunun önünde), Çatal ile Gacan arasında eski Cihan Otelinin önünde, Ciğercigilin evinin yanında kurulurdu.

Bir Ramazan ayının yaşandığı Tirebolu'da ne davulcu Kel Emin var, ne dönme dolap, ne de doğru dürüst hısım-akraba ziyaretleri. Sanki gizli bir el bu güzel âdetleri bilerek bir yere götürmüş bırakmış!

(Ayhan Yüksel, Giresun Tarihi Yazıları, Kitabevi Yayınları)