|
Bir ibadet ve mağfiret ayı olması nedeniyle gelişi özlemle beklenen, hüzünle
uğurlanan ramazan ayının sosyal hayatımızda ayrı bir yeri vardır. "On bir ayın
sultanı" olarak tanımlanan Ramazan ayının Tirebolu'ya ne zaman gelip, ne zaman
gittiği her nedense günümüzde pek bilinmez!
Pek çok yer gibi Tirebolu, kültür değişikliğine uğrayınca, bazı gelenek ve
görenekler de yok olup gitmiştir. Bunların neler olduğunu kayıt altına almak
için yaşadığımız günlerden hatıralarda kalan bilgileri aktarmayı uygun bulduk.
Bizim çocukluğumuzda (1960'lı yıllar) Ramazan-ı Şerîf Tirebolu'ya gelmeden önce
üç elçisini gönderirdi: Bunlar kuru kayısı, güllaç ile Vakfıkebir ve Of'tan
gelen hocalar idi. Ramazan ayının gelmesiyle birlikte ortalıkta gözle görülür
bir canlılık ve bir hareket olurdu. Herkes muhakkak Ramazan ayında yiyeceği
tereyağını, diğer erzaklarını hazır ederdi. Sofralarda güveçler, subörekleri,
çeşit çeşit yemekler eksik olmaz, hali vakti yerinde olanlar mahallesindeki
câmilerde kalan, dışardan gelen hocaları iftarda ve sahurda yemeğe davet ederdi.
Buna "hoca daveti" denirdi.
İftar olana kadar çocuklar genellikle sokaklarda kalır, topun atılmasını
beklerdi. Bazıları çok uzak olmasına rağmen topu atanın sigarasını yakarak
fitili tutuşturduğunu görebilirdi!?! Topun atılması ve ezanın okunmasıyla
birlikte zeytinle ve Atlıyolu, Çatalçeşme, Selimağa, Soğuksu çeşmelerinden
alınan sularla oruç açılırdı. Desti ve güğümlerle su alanlar çeşmelerin
önlerinde uzun kuyruklar oluştururdu.
Ramazan topçularının en meşhurlarından birisi halk tarafından Salta Osman olarak
anılan Osman Malkoç'tu. Salta Osman'ın ara sıra sahurda geç kalıp topu Buçuklu
mahallesinin içinde de attığı olurdu ve yaşlılar bunu "kudret topu" zannederek
çeşitli yorumlarda bulunurdu.
Ramazan ayındaki âdetlerden birisi de sahurda "davul çalınması" idi. Tirebolu'da
ramazan davulunun çalındığı yıllarda akla ilk gelen isim Cintaşı ve Hamam
mahallelerinin davulcusu Kel Emin (Emin Odabaş) idi. Yeniköy mahallesinde ise bu
işi Mehmet Kanber (Mehmet Aga) yapardı. Kel Emin'in Tirebolu'da aydınlanmanın
sokak fenerleri ile yapıldığı yıllarda ve bilhassa karlı kış gecelerinde başında
bir çuval, ayağında çarık, belinde "finnuri" lâmba ile davul çalarak ve
ustalıkla ramazan manileri söyleyerek vatandaşları sahura kaldırması hâlâ
unutulmamıştır. Daha sonraları ise davulu Yeniköy mahallesinde Ömer Ustaoğlu
(Ömer Kaptan), Cintaşı ve Hamam mahallelerinde Mustafa Bizal (Düdüğün Emin)
çalmışlardır.
Oruç tutanlar, bilhassa gecelerin kısa olduğu zamanda yatıp uyumayıp sabaha
karşı yenilen sahur yemeğini beklerlerdi. Böyle olunca da teravih namazı ile
sahur arasında geçen sürede türlü eğlencelerle vakit geçirilir, seyirlik
oyunların yanında yüzük-fincan oyunları oynanırdı.
Daha sonra gelen bayramın en büyük özelliği, dostların, hısım-akrabanın
karşılıklı ziyaretleriydi. Gençler, yaşlıların ellerini öperler, dualarını almak
isterlerdi. Çocuklara genelde para verilir, çok yaşlılar evlerinden çıkmazlar ve
ziyaretçilerini beklerlerdi. Ziyarete gelenlere şeker ve duruma göre baklava ve
burma börek ikram edilirdi.
Yine, bayramlarda ailelerinin rızası olmadan evlenenler, kendileriyle dargın
olan aileleri ile konuşabilmek için bayramın gelmesini beklerlerdi. Bayramlarda
bu durumda olanlar araya bir "uslu"nun girmesi ile aileleriyle barıştırıldı.
Bayramın birinci günü ramazan davulcusu bir bakıma sahurda çaldığı davulun
ücreti sayılacak parayı yardımcısının elinde taşıdığı bayrakla toplamaya
çalışırdı. Ev ev dolaşarak, pencereye uzattığı bayrağa herkes verecek bahşişi
bağlar, davulcu bahşişe okuduğu bir mâniyle teşekkür ederdi.
Bayramda gençler ve çocuklar bayram yerlerinde buluşup eğlenirlerdi. Bayram
yerinde satıcılar süs eşyası, oyuncaklar satarlar, dönme dolaplar kurulurdu. Bu
dönme dolaplar Çatal'da, Soğuksu'da, Kale'de, Terzili'de, Yeniköy'de (günümüzde
Orman İşletmesinin bulunduğu yerde), Hamam mahallesinde Musalla yanında
(günümüzde Dumlupınar İlkokulunun önünde), Çatal ile Gacan arasında eski Cihan
Otelinin önünde, Ciğercigilin evinin yanında kurulurdu.
Bir Ramazan ayının yaşandığı Tirebolu'da ne davulcu Kel Emin var, ne dönme
dolap, ne de doğru dürüst hısım-akraba ziyaretleri. Sanki gizli bir el bu güzel
âdetleri bilerek bir yere götürmüş bırakmış!

(Ayhan Yüksel, Giresun Tarihi Yazıları, Kitabevi Yayınları) |