|
Ayşe
Kulin'in yeni kitabı 'Nefes Nefese' çıktı. Kitaplarında gerçek hikâyelere
göndermeler yapan Kulin, bu kez II. Dünya Savaşı yıllarına gidiyor.
Musevileri, Nazilerden kurtaran Türk diplomatları anlatıyor. Tabii aşk da
var. Aileleri evlenmelerine karşı çıkınca Marsilya'ya kaçıp Nazi dehşetinin
ortasına düşen Rafi ile Selva...
Ayşe
Kulin'in romanını erkenden okuyup, kitabın çıkmasından birkaç hafta önce
konuşma fırsatı bulduk. Ayşe Kulin, bu kitabının da okurdan epey ilgi
göreceğine emin. Çünkü, her romanının bir öncekinden daha iyi olduğunu
düşünüyor. Ama eleştirmenlerden umutsuz. "Çünkü onların bir kliği var, benim
de çok satmak gibi bir ayıbım" diyor.
Hitler'in
gazabından Yahudileri kurtarmaya çalışan Türk diplomatlarla ilgili bir roman
yazmaya nasıl karar verdiniz?
'Köprü'yü
yazarken gazetede II. Dünya Savaşı sırasında Musevilerin Türk diplomatlar
tarafından kurtarıldığına dair bir haber okudum. Bu haber benim kafama
takıldı. Kamuran Gürün'ün kitabını okudum. Altan Öymen'in kitaplarından
konuyla ilgili yerleri inceledim. Sonra bir haber daha okudum. Ve bu iki
haber beni araştırmaya itti. Kalktım Musevi asıllı kimselerle görüşmek
istedim ve 500. Yıl Vakfı'na gittim. Orada bazı dokümanlar okudum. O
dokümanlarda gerçekten Türkiye'nin Avrupa'ya dört ayrı tren yolladığını
gördüm. Olaylar esnasında Paris'te bulunan bir Türk gencini araştırdım.
Hakkında yazılmış yazılar elde ettim. Tesadüfen oradan kalkan trenle
Türkiye'ye gelen bir kişiyi buldum. Hikâyeleri birçok birinci ağızdan
dinledim. Ve müthiş bir roman malzemesi oluştu. Oradan esinlendim ve roman
haline getirmek istedim. Schindler'in Listesi'ni bütün dünya biliyor ve
izledi. Ama bu Türk diplomatların yaptığını bırakın dünyayı, bizler bile
bilmiyoruz.
Kitabı
okurken Türkler çok iyi insanlar ve Yahudileri seviyorlar duygusuna
kapıldım. Sürekli olarak yapılan iyiliklere hatta Osmanlı'dan itibaren
Yahudilere yardım edişimize yer vermişsiniz.
Ben Yahudi
değilim ve ailemde de Yahudi yok. Bu Yahudilerin dramı. Bunları okudukça
bunlara karşı yüreğimde derin bir acıma hissi uyandı. Biz sadece yaptığımız
kötülüklerle tanınıyoruz. Soykırım, Kıbrıs'a çıkmamız, Kürtlere
yaptıklarımız ya da sinagogun bombalanması hep bunlar var. Halbuki o
sinagogun bombalanması esnasında da çok üzüldük. Ve bunu telafi etmeye
çalıştık. Tabii aşırı uçlar her ülkede çıkıyor. Ama yaptığımız hoş şeyleri
ne Türkler, ne de dış dünya, dile getirmiyor.
Bugün
İsrail'de olanlar ayrı bir şey. Onlara sempatiyle bakmıyorum. Ama belki bu
kitabı okuduktan sonra bütün bunları yaşamış olarak orada ne yapıyoruz diye
kafalarında bir soru işareti belirir. Türkler çok iyi insanlar kompleksi
içinde yazmadım bunu. Hayır Türkler çok da iyi insanlar değil.
Bu tarihi
bir roman mı yoksa biyografik tarafı da var mı?
Biyografik
roman değil. Biyografik tarafından esinlendim, diplomatların
anlattıklarından. İsimlerini değiştirdim ve kurguladım.
Belki de bir
cemaatin sözcülüğüne soyunduğunuza dair eleştiriler alacaksınız, bunlar sizi
tedirgin ediyor mu?
Ben bunları
duyacağımı biliyorum. Ama daha önce de duydum bunları. 'Adı Aylin'i
yazdığımda da duymuştum. 'Füreya'da yapılanlar çok komikti. Burada daha çok
şey çekeceğim. Ama ne yapayım, bu kaygıları düşünürseniz ben hiçbir şey
yazamam. Ben bunu 'Köprü'de de yaşadım. Orada da Türklerle Kürtleri yaşadım.
Bunlar yaşanmadı mı? Ama ben çok iyi roman yazdığım fikrindeyim. Bu kitap da
bayağı tartışılacak ve buna hazırım.
'Adı
Aylin'in yakaladığı başarı her kitabınızda yine gündeme geliyor...
'Adı
Aylin'den kurtulmak istiyorum. Şu anda 82. baskıda. 'Adı Aylin'den itibaren
her kitabımda bir öncekinden daha iyiyim. Ama tabii bu benim düşüncem,
eleştirmenlerin düşüncelerini alamıyorum. Çünkü kitaplarımın çok satıyor
olması gibi bir ayıbım var. Bu ayıpla yaşamayı öğrendim. Beni bir yazar ya
da edebiyatçı olarak kabul edip etmediklerini bilmiyorum. Onların bir
klikleri var. Oysa Enis Batur'un kitapları da çok satıyor. Ama bir ayıba
dönüştü. Kitabı okumadıklarını tahmin ediyorum, okumadıkları için de fikir
yürütmüyorlar. Çünkü benim çok geniş bir okur yelpazem var. Bu iyi mi yoksa
kötü mü, belki buna bir tavırdır bu. Ben ayırım yapmadan okuyorum. Türk
edebiyatının isim yapmış bütün yazarlarını, görev olarak okuyorum.
Sizi de
billboard'larda görebilmek söz konusu mu?
Hayır
kesinlikle bunu istemiyorum. Kitaplarıma reklam yapılmadı. Mesela 'Aylin'
kendi kendini sattırdı. Programlar çağırırsa ya da röportajlar olursa
medyaya çıkıyorum. Bunun dışında reklam yapılmıyor, beni yazdıklarım
okutturuyor. Bir de kitaplarımın önüne çıkan bir yazar değilim. Bir yazarı
haber programında bile kelam ederken görmek beni rahatsız ediyor. Çünkü
kitap haber değildir. Kitap dergileri, programlar varken bu haber
programlarına gerek yok. Alt tarafı bir kitap yazmışım ana haber değilim ki
ben.

*Aslı
Atasoy tarafından yapılan bu söyleşi 7.12.2002 tarihli Radikal gazetesinden
alındı. |