|
T- Şiirde mısra güzelliğine mi, yoksa "bütün" hâlinde bir şiir havası
teminine mi ehemmiyet verirsiniz?
- Birçok şiirler; yer yer güzel de üstelik; biçim, düzen, istif yoksulu
oldukları için unutulup gitmişlerdir. Bir seziş, bir buluş,bir tema, ne
kadar yeni ve güçlü olursa olsun,sağlam bir deyişe erişemedi mi ömür-
süzdür.Genç yaşlarda heyecan sonsuz, ilham boldur.Ama çokluk bir şey
eksik olur,mısralarda en azın- dan güzellik!Şiirdeki "bütün" güzelliği,
parça güzelliklerinin kesiksiz sürüp gidebilmesinden, zincirlenme-
sinden doğar.Arada,bir mısraın bile aksaması:şiirde verilmek istenen bir
hava,yaratılmak istenen bir iklim, sahiden varsa,onu bozar,zedeler.Bu
düşüncelerimi, kendi denemelerimde uygulayabilmek isterdim
- Bazı şiirlerinizde mana oldukça karanlıkta kalıyor. Meselâ Yıkık
Duvar gibi, ne dersiniz?
- Şiirde manaya varmak, belki gizli ama mutlaka mevcut ipuçlarını
bulmaya bakar. Şair manadan ne kadar kaçarsa kaçsın, veya manayı ne
kadar kendine saklamak isterse istesin, zaman zaman, kendisine o şiiri
yazdıran sebepleri şiirin yakınlı uzaklı kelimelerin de, belki kendi de
farkında olmadan ele verecektir. Şiirine göre; bir başlık, bir motif,
teslim oluş veya isyanı, ümit veya ümitsizliği çeşitli yollardan değişik
şekilde ifadeye yarar, birbirine yakın manada isimler,sıfatlar, bir
ima,bir hatırlatış, bir şiirin okuyucuya ne demek istediğini bulmamıza
yeter birer ipucudur.
- Pek anlaşılmıyor.
-Evet, iyi anlatamadım. Daha açayım düşüncemi.Bir şiir,diyelim on beş
mısra. Şöyle kelimeler olsun içinde: "kırık -sönerken -ağır -kanter
içinde -siyah -dar -uzakta halsiz..." Bu kelimelerin arasında
anlayamadığımız, birden manalarını kavrayamadığımız imajlar da bulunsun.
Biz, bu kör kayaların, çıkıntı adaların, görmediğimiz altta bir koca
karaya bağlı olduğunu, yani bu şiirin bir yaşama bezginliği şiiri
olduğunu pekâla kestirebiliriz.Deminki sorunuz- da şiir havası dediniz.
Şiir havası bu gibi çağrışımlardan,dikkatli bir okuyucu hayalinin
kolayca doldurabileceği mecaz ve allegori boşluklarından kuvvet alır.
- Şiirlerinizde hatıraların mı, yoksa hayallerin mi payı daha
fazladır?
- Hatıraların,yanı yaşanmışın payı!Batık bir şeyin su altında zamanla
geçirdiği değişimi, düşününüz.Biçimi, ağırlığı, rengi gittikçe
başkalaşır. Hayal de, hatıra da su altında birer eşya gibidir. Hayal
yaklaşamadığı, hatıra ayrıldığı, koptuğu için, ikisi de gerçeğe bir
hayli uzak. Her hatıra bir hayaldir. Hiçbir olay yaşandığı anın
niteliklerini tam olarak devam ettiremez hatıra olunca.
- Hatıra ile hayal arasında bir fark yok mu?
- Hatıra geride kalmıştır da hayal ilerdedir diyebilir miyiz? Kuvvete bakar.
Hatıra ileri geçer, hayal geri ka- lır, olur a! Ayakta tutan, dinç
hatıraları; sönük; cılız, ümitsiz hayallerden yeğ görüyorum.
- Şiirin herkes tarafından beğenilmesi doğru mudur?
- Beğenilemez ki! Hem bu soruyu da ben karanlık buldum. Sorunuzdan sizin
böyle bir beğenilmeyi pek doğru bulmadığınız sonucunu çıkarmama müsaade
var mı?
- Bilmem ki...Mutlu azınlık diyor lar!
- Mutlu azınlık. Son ayların tartışma- konusu. Sanatçıların bir kısmı
nedense, ta Dante devrinden gelme bu deyim karşısında parladılar. Haklı
idiler bir bakıma. Çünkü mutluluğun ancak bir azınlığa lâyık
görülmesi,çoğunluğun mutsuzluğunu hatırlatıyor, incitici küçümser bir
mana taşıyordu. Ama ne çare, bütün sanat faaliyetleri mutsuz çoğunluğa
hitap amacını gütse bile, mutlu azınlıkça değerlendirilir. Mutlu
azınlığın yüzde seksenini ise sanatçının sosyal çizgisi üstünde,
onun dünyasına belki de tüm yabancı, belki de lütfen bir göz atacak
kimseler teşkil eder.Mutsuz, çoğunluğun, ona kendisini tanıtan sanat
eseri karşısında' durumu, davranışı meçhuldür,şimdilik. Hayatı ile
mutsuz çoğunluğu temsil eden bir sanatçı dahi, eserleri ile mutlu
azınlık plânına geçer.Ben bu işi böyle anlıyorum.
-Şiirde milliyet aranır mı,yoksa musiki gibi beynelmilel mi
olmalıdır?
- Öteki güzel sanat kollan gibi, şiir de milletlerarası bir değerdir.
Dağlarca bir şiirinde ne diyordu:
"Burda, Hindistan'da, Afrika'da Buğdaya karşı sevgi aynı
Ölüm önünde düşünce bir..."
Michael Babits, Avrupa Edebiyatı Tarihinde Homeros destanlarına
girerken şöyle der:"Dünya edebiyatı bir öfkenin türküsü ile
başlar."Akhilleus'un öfkesi, yani bir heyecan, bir duygu, yani bir
insan! En millî karakter taşıyan eserler, en heyecanlı eserler olabilir.
İnsan kendinden pay biçerek düşman heyecandan dahi anlar,onlarda da bir
bakıma kendini bulur.
- 1955 yılının en başarılı şairleri?
- Dağlarca,Necati Cumalı, Attila İlhan, Turgut Uyar, Kâmuran. S. Yüce,
Cemal Süreya, Sezai Karakoç, Gülten Akın.
Benim zihnimde bu yıl, en çok bu şairler yer etti.
- "Türkçe'yi sanatçılar arıtacaktır "sözü için ne dersiniz?
- Doğru derim.Ömer Seyfettin'den beri alınan mesafe düşünülürse...
- Bazıları Türk şiirini Avrupa şiiri ayarında buluyorlar,siz bu hükme
ne dersiniz?
- Bu da doğru!Çok çeşitli yönlerde ilerleyen bir şiirimiz var. Şair
çokluğundan şikâyet ediliyor. Her zaman çoktu şair. Ama çeşitli anlayış
ve yollar,sonra bu derece derinliğine ve başarılı,bu ilk defa!1935
yıllarına kadar önümüzde yalnız Fransız şiiri vardı.Şairler bilirlerse
yalnız Fransızca bilirler, Fransız şiirini de büyük bir zaman aşımı ile
tanırlardı. Şimdi en uzak ülkelere kadar şiir dünyasını bir hayli
öğrendik. Şiir seviyemizin yükselmesinde ciddî eleştirmelerin, bilgili
eleştirmeci sayısının artmasının da büyük tesiri oldu.
- Şiirde vezin ve kafiye olmayınca onu bellemek pek mümkün olamıyor;
bu yeni şiir hesabına yerilecek bir nokta sayılabilir mi?
- Sayılamaz.Evet, vezin ve kafiye yokluğu, ezberi güçleştiriyor. Sonra
yeni şiirlerin çoğu eski manada inşada elverişli değil, Recaizâde ile
Fikret'in yendiği "Kafiye göz içindir" görüşü bu sefer de "şiir göz
içindir" şeklinde hortladı desek? Hayır, sese bağlılığı, her zaman devam
edecek şiirin. Yalnız bugün bellemek anlayışı değişti. Ben bir şiirin
bize iyice işlemesini, ezberlemek sayarım.Günümüzde öyle şiirler var ki,
ezberlememişizdir, ama defterimizdedir. Hangi kitapta, nerde olduğunu,
yerini biliriz. Sık sık açıp okur, her seferinde o şiirle ilk
karşılaşmamızın heyecanını yaşarız. Şiirin kendini böyle aratışı,
hatırlatışı da bir ezber olsa gerek.

1 Şubat
1956 - Mustafa Baydar |