|İlhan Geçer|Mustafa İlhan Geçer

   
   | anasayfa | Türk Dil Kurumu Sözlüğü | şairler listesi |  
 

İlhan Geçer  

(1917- 2004)

1954 Batman doğumlu. Batman Lisesi ve İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. Öğretmen ve yöneticilik yaptı. Halen Çorlu'da öğretmenlik görevini sürdürmektedir. Şiir ve yazıları çeşitli gazete ve dergilerde yayımlandı. Bir süre Yeni Devir gazetesinde kültür-sanat sayfasını yönetti. Şiir ve roman dallarında çeşitli ödüller aldı.

Eserleri:

Efgân, Gül Kıyamı, Kuş Olsun Yüreğim, Dünyayı Kaplayan Ağaç, Mavi Sesli Şiirler, Hüzün Coğrafyası, Bir Şehre Vardım, şairin yayınlanmış şiir kitaplarıdır.

 
 

1 Meraklısına

Şiir Üzerine Düşünceleri

 

 
 
  1Şiirlerinden
 
  Bir Sen Güzelsin  
  Bir Şehrin Hikâyesi  
  Dönsen Şafaklarla  
  Güz Vurgunu  
  Hatıralar Şehri  
  Işıklı Yaşantı  
  Küçük İstasyonlar  
  Mavi İkindiler  
  Melankoli  
  Sonbahar Hüzünleri  
  Türkiye'm Uyanıyor  
  Unutuş  
  Usul Usul  
 
 
 
Bir Sen Güzelsin

Sen gözlerimin ufkunda tüterken
Hüzün yağmurları yağmazdı günlerime
Ilıman ikliminle dolardı içim
Nasıl da sokulurdu ellerin ellerime

İnce bir yapraktı saçların
Yaşlanmış ağacımın dallarında
En gür şafaklar sökerdi
Aşkımızın yollarında

Sen sıcak gülüşlerde yaşardın
Avuçlarında hep bahar yağmuru
Yirmi yaşın elleriyle okşardım seni
Uzandığımız gök maviydi ve deniz duru

Kaçıp sana sığınırdım
Geceler üstüme üstüme gelince
Sonsuz mutluluklar ormanında
Bir nazlı geyik gibiydin ince

Bir sen güzeldin benim için
Bir de yüzünde açan karanfil
Öyle çok esiyordun ki içimde
Bahar rüzgarı gibi efil efil    


Bir Şehrin Hikâyesi

Şimdi Altındağ'da akşam olmaktadır
Koyu gölgeler düşmüş sokaklardan.
İşçiler, odacılar ellerinde ekmek soğan
Gecekondularına yollanmaktadır.

Bu şehir dile gelir kaldırımlarda
Garip pinekler kahvelerde hanlarda
Uykusuz, düşünceli yolcular garda
Ya gurbet ya sıla hülyasındadır

Cebeci sırtlarında hastane
Kah ümide kah ecele dönük biçare.
Askeri, memuru, köylüsü, kızı
Çilesiz sabahların rüyasındadır.

İnsanları karanlık, insanları perişan
Gecelerine çil çil yıldızlar yağan
Asude mütevekkil Yenidoğan,
Yoksul şafaklara uyanmaktadır.   


Dönsen Şafaklarla

Çocuk türkülerimin içinden çıkıp gelsen
Bana kederlerin en güzelini getirsen
Sonra İstanbul'u bırakıp gitsem
Kızkulesi sırılsıklam ağlasa
Karidesler pırıl pırıl balıklar ağlasa
Bulanık güneşlerde düşsem yollara

Saçların uçsa bulutlar arasında
Kaşların, kirpiklerin uzasa yıldızsı
İncecik şamdanlarda yansa hatıran
Deniz fenerleri çaksa bir yeşil, bir kırmızı
Her ağacın arkasından ve her köşeden
Sen çıksan karşıma

Sıcak bir yağmur akmasa ellerinden
Yüzüme hep acır gibi bakmasan
Geceler kararıp kararıp gelmese
İstanbul'u bırakıp gitmesem
Ufalsa ufalsa yalnızlığım
Sen essen mutluluğun denizlerinden

Gelsen umutsuzluk çiçek açmasa
Lodos kuşları konmasa rıhtımlara
Gene beyazlığın aksa çeşmelerden
Yokluğun yüzmese bulutlarda
Tutup pişmanlığın eteklerinden
Şafaklarla dönsen kıyılarıma   


Güz Vurgunu

Hüzün sokaklarında gülkurusu bir imbat
Kuşların kanadında çığlık çığlık sonbahar
Muhteşem demindeki renklere inat
Kırık telli sazlarda bir Bestenigâr

Eskimiş saçaklarda yüreği dertli kumru
Güz sevdalarına matem tutuyor
Karalar bürüdü nazlı bulutu
Sonbahar en sıcak umutları yutuyor

Semalarda yazla hazin vedalaşmalar
Daha hızlı dövüyor dalgalar kıyıları
Yine yapraksız kaldı zamanı yutan çınar
Kehribar tesbihlere dizdik zamanı
  


Hatıralar Şehri

Yeşil rüyalarında hatıralar
Mevsimler boyunca çiçeklenirdi.
Sonsuzluğu hayal edilen bahar
Dişi gençliğini bu şehre verdi.

Huzur dal dal açar bahçelerinde
Sevda masalları dinler çiçekler.
Hulyalara dalan gecelerinde
Yeşil gözlerini öper melekler.

"Gümüşlü", fecirle tutuşan kümbet
Fani zaman akar "Nilüfer".
Türbelerde hâlâ mukaddes nöbet
Ova, fethin nal seslerini dinler.

Geçmiş zamanlardan kalan aydınlık
İpek gecelerine iner sel gibi.
Yıldızların koynunda erir aydınlık
Yeşil rengi bir darbımesel gibi.

Hülyalara boş kadehler uzatır
Garip akşamlardan taşan su sesi.
Anlatır sevdaları satır satır
Sır kutusu çınarların gövdesi.

Mavi çinilerden okunur Kur'ân
Ses vermedikçe tarih, kubbelerinden.
Hep aynı şarkıyı söyler şadırvan,
"Çıkmaz muhabbetin derun-u dilden..."

Mahzun selvilerde uhrevi sada
Mesut yalnızlığında Emirsultan.
Hatıralar şehri zümrüt Bursa'da
Rüzgarların kanadındadır zaman...   


Işıklı Yaşantı

Gözlerin iki yıldız damlası
Çalar akşamla kapımı
Bir yağmur başlar içimde yeşil
Döker üzüntü yapraklarını

Her gece bir başka mevsimle gelirsin
Dudaklarında alev alev yaz
Bir bahar kadar arzulu bazan
Bazan da kış gibi serin ve beyaz

Rahat okşayışlar gibidir
Sabahımda ışık ellerin
Sonra tutup alınyazımı yazar
Bırakır ortasında güzelliklerin

Durur yeşilin ortasında umut
Mutluluk gülümser gecelerden
Ölümü yalanlayan şarkılar geçer
Birlikte dolaştığımız bahçelerden   

Küçük İstasyonlar

Nedense küçük istasyonların hali
insana hep hüzün verir
Tek başına unutulmuş gibi
Ağaç toprak ve demir
Cam arkasında solgun yüzlü bir kadın

Mahzun gözlerle bakar çekilir
Küçük istasyonlar bana hep
Buruk yalnızlıkları tattırır
Gurbeti acı acı çalar kampana
Kavruk ağaç kara vagon gökte yıldız yalnızdır

Hüznüyle kaderiyle başbaşa yorgun
Yanında yöresinde renkler sapsarı
Terkedilmiş hâtıralar gibidir
Ara istasyonların kül rengi binaları


Ara istasyonları kederli küskün
Çevrenin kaderini yansıtır
Gecelerin ayazında gelip geçen trenler
İnsanın yüreğini biraz olsun ısıtır

Çok zaman ölümü düşündürür
İnsana küçük istasyonların hali
Garip yolcuları titrer öksürür
Telgraf tellerinde kuşlar misali    

Mavi İkindiler

Bir bir uzaklaştı yıldızlar
Hüzzam besteler çalınan göklerimden
Sevimsiz bir telâş aldı zamanı
Aynalar gülüşünü yitirdi birden

Bir çıkmaz sokağa girdi ümitler
Üşüdü sevgilerin nazlı ağacı
Fenerleri karardı sensiz kıyılarımın
Pembe sevinçlerimde bir kara sancı

Parladı unutuşun keskin bıçağı
Bir tren çığlığıyle silindi hâtıralar
Köprüleri yıkıldı sana giden yolların
Mutluluğu kurumuş bahçeme yağmur
Durmadan ayrılığı ve hüznü yağar

Üzüntü mangalında yalnızlığın külleri
Aşkımızın ikilik cezvesi bomboş
Uzaklaştı limanımdan güneş yelkenlileri
Şimdi en mavi ikindiler bile loş    

Melankoli

O şehirde gene şarkılar söyleniyordur
Karşılık görmemiş sevgiler üstüne
Işıkları sönmüş odamda
Yarım kalmış şarkımı duyuyor musun?
Beni sorarsan gene yapayalnızım
Sen sıcak yatağında rahat uyuyor musun?
Boş kalan yastığımı başkası mı doldurmuş?
Ellerini okşayan o yabancı kim
Öyle uzak bakma yüzüme
Seni artık yolundan döndürecek değilim
Ne o gözlerin dolmuş yoksa ağlıyor musun?
Kırk yılda bir olsun beni anıyor musun?
Özlediğin hayatı buldun mu bilmem
Gözlerinde hala hüzün var gibi
Gene yüzün gülmüyor anlat nedendir
Gene aşksız gene bomboş mu için
Niye ellerin soğuk yoksa üşüyor musun?
Mutluluğun peşinden hala koşuyor musun?
Kar mı yağdı güvendiğin dağlara?
Seni de bir türlü umdurmadı mı kader?
Üzme kendini her şeye rağmen
Dünya yaşanmaya değer
Bu yerler bu alem her şeyden yoksun
Sana sesleniyorum duyuyor musun?
  


Sonbahar Hüzünleri

Kalmadı göklerin mavi gülümsemesi
Yağmur halinde indi toprağa teşrin...
Sarı avuçlarıyla alkış tutuyor
Hüznün zaferine mevsim.

Cümle düşünceler perişan
Mahzun hayaller darmadağın.
Ölümü andırıyor çipil geceler
Acı, güneye dönüşü kuşların.

Rüzgarda çürük yaprak kokusu
Benzi uçuk hastada içlenme, telaş...
Teselli ufkunda kara perdeler
Ve kaybolan renklerde bir damla yaş...

Gümüş dumanlar örttü güzellikleri
Yok ömrümüzde o eski lezzet.
Melül akşamlar ağlatır bizi
Ürkek bakışlarda korku ve hasret.

Bir endişe var sararan dalda
Düşen yapraklarda kaldı neşemiz.
Yeşilin kaderinde can verdi ümit
Yaklaştı toprağa gölgemiz.   


Türkiye'm Uyanıyor

Silkindi karanlığından
Pırıl pırıl sabahlara.
Tarla motor sesiyle uyandı
Bereket yüklü bahara.

Keyfince akmayacak gayrı
Seyhan, Sakarya, Tunca.
Alabildiğine yeşermiş tohum
Rahat topraklar boyunca.

Kemirmiyor yeşil kurt, pembe kurt,
Gönlümce büyümede pamuk;
Mesut günlere doğru Türkiye'm
Aydınlık ufuk.

Yollar büyüdükçe ferah,
Bozkır yollara aşık;
Dost bir el gibi uzanmada
Her yana ışık.

Cümle dertler tükenir bir gün,
Türkiye'm gök maviliğince rahat;
Rüzgar gibi savruluyor harmanlar
Çalmak üzere özlenen saat.   


Unutuş

İnsan bu kopar bir şeylerden hep
Aşktan, anılardan ya da bir kentten
Yalnız geçen gemilerin izleri kalır
Durgun sularında titreşen
Sonra acı bir rüzgar öper
Aşka susayan dudaklar
Ezer hoyratça kışlar
Sessiz dökülen yaprakları

Açar aşkın büyüklüğünce
Gönül bahçelerinde keder
Mutluluğun örtük penceresinde
Boynu bükük mevsimler

Kopar tespih taneleri gibi
İçimizden hatıralar
Sönmüş mangalında geçmişin
Kalır hüzünlü avuntular

Yağar ayrılığın yağmuru çisil çisil
Şimdi uzak bir kenttedir ışıklı yaşantılar
Bulutlu göklerinde ümitlerimizin
Ebedi unutuş ve hatıralar   


Usul Usul

Özlem rıhtımında gün akşam oldu
Sarıl küreklere gel usul usul
Güzelim leylâklar saçını yoldu
Dağıt hüzünleri gül usul usul

Odalar şenlensin ayak sesinle
Aynı saksılarda büyü benimle
Mutluluğa dönük şarkını söyle
Kopsun sevincinden tel usul usul

Yağmur ol göklerden yağ ellerime
Ayışığı gibi vur yollarıma
Nazlı kuşlar gibi kon dallarıma
Sevda sepetime dol usul usul

Katmer katmer açıl gönül bahçemde
Bir ipek çevre ol fakir bohçamda
Mecnun'um Leylâ'sın dertli bahçemde
Kapımı yeniden çal usul usul   


Şiir Üzerine Düşünceleri

1950’den 1980’e kadar yayımlanan ve kendi adıyla anılan bir şiir ekolü oluşturan Hisar Dergisi’nin kurucularından İlhan Geçer, bugün 85 yaşında.

Bestelenen ve pek çok sanatçı tarafından yorumlanan “Kahverengi Gözlerin” adlı ilk şiiri 1934’te Vakit gazetesinde yayımlandı. Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü’nden emekli olan şair, bugün Erenköy’deki evinde eşiyle birlikte sürdürüyor hayatını.

Hisar Dergisi’nin 30 yıl yazıişleri müdürlüğünü de yapan İlhan Geçer’in “Büyüyen Eller”, “Belki”, “Bir Bulut Geçti”, “Hüzzam Beste”, “Özlem Rıhtımı” adlı şiir kitapları bulunuyor.

Şiirlerinde duygusal yoğunluğun fazla olduğunu ifade eden Geçer, kendini ‘romantik bir şair’ olarak tanımlıyor. Daha çok aşk şiirleriyle tanınan şair, şiirin ilhamla yazıldığına inanmıyor ve : “Eskiler bir ‘ilham’dır tutturmuş giderlerdi. Bugün artık ‘ilham’a inanmıyorum ben. ‘İlham’, çok soyut ve imgesel bir şey. Aslında şair aradığı ortamı bulur. Şiirin iklimine girerse bir şeyler yazabilir. Şairin ilhamı budur bence. Sonra yazmak için okumak, çok okumak gerek. Sanatçı en azından on okuyup bir yazmalıdır. Bilgisiz ve kültürsüz sanat, temelsiz yapıya benzer. Kısa ömürlü ve etkisiz olur.” diyor. Beğenmediği için hiçbir kitabına almadığı ilk şiiri “Kahverengi Gözlerin”i nostalji albümlerinde tekrar seslendiren Muazzez Ersoy’un plak şirketine karşı, Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM) aracılığıyla açtığı telif davası da henüz sonuçlanmayan Geçer, “Dava dört yıldır sürüyor; ama hiçbir şey olmadı. Takibini tamamen İLESAM’a bıraktım. Artık davanın sonucunu bile sormaya çekiniyorum. Şair olarak bu tür şeylerin peşine düşmediğimiz için mağdur ediliyoruz.” diye konuşuyor.