|
Bir Sen Güzelsin
Sen
gözlerimin ufkunda tüterken
Hüzün yağmurları yağmazdı günlerime
Ilıman ikliminle dolardı içim
Nasıl da sokulurdu ellerin ellerime
İnce bir yapraktı saçların
Yaşlanmış ağacımın dallarında
En gür şafaklar sökerdi
Aşkımızın yollarında
Sen sıcak gülüşlerde yaşardın
Avuçlarında hep bahar yağmuru
Yirmi yaşın elleriyle okşardım seni
Uzandığımız gök maviydi ve deniz
duru
Kaçıp sana sığınırdım
Geceler üstüme üstüme gelince
Sonsuz mutluluklar ormanında
Bir nazlı geyik gibiydin ince
Bir sen güzeldin benim için
Bir de yüzünde açan karanfil
Öyle çok esiyordun ki içimde
Bahar rüzgarı gibi efil efil
 |
|
|
Bir Şehrin Hikâyesi
Şimdi
Altındağ'da akşam olmaktadır
Koyu gölgeler düşmüş sokaklardan.
İşçiler, odacılar ellerinde ekmek
soğan
Gecekondularına yollanmaktadır.
Bu şehir dile gelir kaldırımlarda
Garip pinekler kahvelerde hanlarda
Uykusuz, düşünceli yolcular garda
Ya gurbet ya sıla hülyasındadır
Cebeci sırtlarında hastane
Kah ümide kah ecele dönük biçare.
Askeri, memuru, köylüsü, kızı
Çilesiz sabahların rüyasındadır.
İnsanları karanlık, insanları
perişan
Gecelerine çil çil yıldızlar yağan
Asude mütevekkil Yenidoğan,
Yoksul şafaklara uyanmaktadır.
 |
|
|
Dönsen Şafaklarla
Çocuk
türkülerimin içinden çıkıp gelsen
Bana kederlerin en güzelini getirsen
Sonra İstanbul'u bırakıp gitsem
Kızkulesi sırılsıklam ağlasa
Karidesler pırıl pırıl balıklar
ağlasa
Bulanık güneşlerde düşsem yollara
Saçların uçsa bulutlar arasında
Kaşların, kirpiklerin uzasa yıldızsı
İncecik şamdanlarda yansa hatıran
Deniz fenerleri çaksa bir yeşil, bir
kırmızı
Her ağacın arkasından ve her köşeden
Sen çıksan karşıma
Sıcak bir yağmur akmasa ellerinden
Yüzüme hep acır gibi bakmasan
Geceler kararıp kararıp gelmese
İstanbul'u bırakıp gitmesem
Ufalsa ufalsa yalnızlığım
Sen essen mutluluğun denizlerinden
Gelsen umutsuzluk çiçek açmasa
Lodos kuşları konmasa rıhtımlara
Gene beyazlığın aksa çeşmelerden
Yokluğun yüzmese bulutlarda
Tutup pişmanlığın eteklerinden
Şafaklarla dönsen kıyılarıma
 |
|
|
Güz Vurgunu
Hüzün sokaklarında gülkurusu bir
imbat
Kuşların kanadında çığlık çığlık
sonbahar
Muhteşem demindeki renklere inat
Kırık telli sazlarda bir Bestenigâr
Eskimiş saçaklarda yüreği dertli
kumru
Güz sevdalarına matem tutuyor
Karalar bürüdü nazlı bulutu
Sonbahar en sıcak umutları yutuyor
Semalarda yazla hazin vedalaşmalar
Daha hızlı dövüyor dalgalar kıyıları
Yine yapraksız kaldı zamanı yutan
çınar
Kehribar tesbihlere dizdik zamanı
 |
|
|
Hatıralar Şehri
Yeşil
rüyalarında hatıralar
Mevsimler boyunca çiçeklenirdi.
Sonsuzluğu hayal edilen bahar
Dişi gençliğini bu şehre verdi.
Huzur dal dal açar bahçelerinde
Sevda masalları dinler çiçekler.
Hulyalara dalan gecelerinde
Yeşil gözlerini öper melekler.
"Gümüşlü", fecirle tutuşan kümbet
Fani zaman akar "Nilüfer".
Türbelerde hâlâ mukaddes nöbet
Ova, fethin nal seslerini dinler.
Geçmiş zamanlardan kalan aydınlık
İpek gecelerine iner sel gibi.
Yıldızların koynunda erir aydınlık
Yeşil rengi bir darbımesel gibi.
Hülyalara boş kadehler uzatır
Garip akşamlardan taşan su sesi.
Anlatır sevdaları satır satır
Sır kutusu çınarların gövdesi.
Mavi çinilerden okunur Kur'ân
Ses vermedikçe tarih, kubbelerinden.
Hep aynı şarkıyı söyler şadırvan,
"Çıkmaz muhabbetin derun-u
dilden..."
Mahzun selvilerde uhrevi sada
Mesut yalnızlığında Emirsultan.
Hatıralar şehri zümrüt Bursa'da
Rüzgarların kanadındadır zaman...
 |
|
Işıklı Yaşantı
Gözlerin iki yıldız damlası
Çalar akşamla kapımı
Bir yağmur başlar içimde yeşil
Döker üzüntü yapraklarını
Her gece bir başka mevsimle gelirsin
Dudaklarında alev alev yaz
Bir bahar kadar arzulu bazan
Bazan da kış gibi serin ve beyaz
Rahat okşayışlar gibidir
Sabahımda ışık ellerin
Sonra tutup alınyazımı yazar
Bırakır ortasında güzelliklerin
Durur yeşilin ortasında umut
Mutluluk gülümser gecelerden
Ölümü yalanlayan şarkılar geçer
Birlikte dolaştığımız bahçelerden
 |
|
Küçük İstasyonlar
Nedense küçük istasyonların hali
insana hep hüzün verir
Tek başına unutulmuş gibi
Ağaç toprak ve demir
Cam arkasında solgun yüzlü bir kadın
Mahzun gözlerle bakar çekilir
Küçük istasyonlar bana hep
Buruk yalnızlıkları tattırır
Gurbeti acı acı çalar kampana
Kavruk ağaç kara vagon gökte yıldız
yalnızdır
Hüznüyle kaderiyle başbaşa yorgun
Yanında yöresinde renkler sapsarı
Terkedilmiş hâtıralar gibidir
Ara istasyonların kül rengi binaları
Ara istasyonları kederli küskün
Çevrenin kaderini yansıtır
Gecelerin ayazında gelip geçen
trenler
İnsanın yüreğini biraz olsun ısıtır
Çok zaman ölümü düşündürür
İnsana küçük istasyonların hali
Garip yolcuları titrer öksürür
Telgraf tellerinde kuşlar misali
 |
|
Mavi
İkindiler
Bir bir uzaklaştı yıldızlar
Hüzzam besteler çalınan göklerimden
Sevimsiz bir telâş aldı zamanı
Aynalar gülüşünü yitirdi birden
Bir çıkmaz sokağa girdi ümitler
Üşüdü sevgilerin nazlı ağacı
Fenerleri karardı sensiz kıyılarımın
Pembe sevinçlerimde bir kara sancı
Parladı unutuşun keskin bıçağı
Bir tren çığlığıyle silindi
hâtıralar
Köprüleri yıkıldı sana giden
yolların
Mutluluğu kurumuş bahçeme yağmur
Durmadan ayrılığı ve hüznü yağar
Üzüntü mangalında yalnızlığın
külleri
Aşkımızın ikilik cezvesi bomboş
Uzaklaştı limanımdan güneş
yelkenlileri
Şimdi en mavi ikindiler bile loş
 |
|
|
Melankoli
O şehirde gene şarkılar
söyleniyordur
Karşılık görmemiş sevgiler üstüne
Işıkları sönmüş odamda
Yarım kalmış şarkımı duyuyor musun?
Beni sorarsan gene yapayalnızım
Sen sıcak yatağında rahat uyuyor
musun?
Boş kalan yastığımı başkası mı
doldurmuş?
Ellerini okşayan o yabancı kim
Öyle uzak bakma yüzüme
Seni artık yolundan döndürecek
değilim
Ne o gözlerin dolmuş yoksa ağlıyor
musun?
Kırk yılda bir olsun beni anıyor
musun?
Özlediğin hayatı buldun mu bilmem
Gözlerinde hala hüzün var gibi
Gene yüzün gülmüyor anlat nedendir
Gene aşksız gene bomboş mu için
Niye ellerin soğuk yoksa üşüyor
musun?
Mutluluğun peşinden hala koşuyor
musun?
Kar mı yağdı güvendiğin dağlara?
Seni de bir türlü umdurmadı mı
kader?
Üzme kendini her şeye rağmen
Dünya yaşanmaya değer
Bu yerler bu alem her şeyden yoksun
Sana sesleniyorum duyuyor musun?
 |
|
|
Sonbahar Hüzünleri
Kalmadı
göklerin mavi gülümsemesi
Yağmur halinde indi toprağa
teşrin...
Sarı avuçlarıyla alkış tutuyor
Hüznün zaferine mevsim.
Cümle düşünceler perişan
Mahzun hayaller darmadağın.
Ölümü andırıyor çipil geceler
Acı, güneye dönüşü kuşların.
Rüzgarda çürük yaprak kokusu
Benzi uçuk hastada içlenme, telaş...
Teselli ufkunda kara perdeler
Ve kaybolan renklerde bir damla
yaş...
Gümüş dumanlar örttü güzellikleri
Yok ömrümüzde o eski lezzet.
Melül akşamlar ağlatır bizi
Ürkek bakışlarda korku ve hasret.
Bir endişe var sararan dalda
Düşen yapraklarda kaldı neşemiz.
Yeşilin kaderinde can verdi ümit
Yaklaştı toprağa gölgemiz.
 |
|
|
Türkiye'm Uyanıyor
Silkindi karanlığından
Pırıl pırıl sabahlara.
Tarla motor sesiyle uyandı
Bereket yüklü bahara.
Keyfince akmayacak gayrı
Seyhan, Sakarya, Tunca.
Alabildiğine yeşermiş tohum
Rahat topraklar boyunca.
Kemirmiyor yeşil kurt, pembe kurt,
Gönlümce büyümede pamuk;
Mesut günlere doğru Türkiye'm
Aydınlık ufuk.
Yollar büyüdükçe ferah,
Bozkır yollara aşık;
Dost bir el gibi uzanmada
Her yana ışık.
Cümle dertler tükenir bir gün,
Türkiye'm gök maviliğince rahat;
Rüzgar gibi savruluyor harmanlar
Çalmak üzere özlenen saat.
 |
|
|
Unutuş
İnsan
bu kopar bir şeylerden hep
Aşktan, anılardan ya da bir kentten
Yalnız geçen gemilerin izleri kalır
Durgun sularında titreşen
Sonra acı bir rüzgar öper
Aşka susayan dudaklar
Ezer hoyratça kışlar
Sessiz dökülen yaprakları
Açar aşkın büyüklüğünce
Gönül bahçelerinde keder
Mutluluğun örtük penceresinde
Boynu bükük mevsimler
Kopar tespih taneleri gibi
İçimizden hatıralar
Sönmüş mangalında geçmişin
Kalır hüzünlü avuntular
Yağar ayrılığın yağmuru çisil çisil
Şimdi uzak bir kenttedir ışıklı
yaşantılar
Bulutlu göklerinde ümitlerimizin
Ebedi unutuş ve hatıralar
 |
|
|
Usul Usul
Özlem rıhtımında gün akşam oldu
Sarıl küreklere gel usul usul
Güzelim leylâklar saçını yoldu
Dağıt hüzünleri gül usul usul
Odalar şenlensin ayak sesinle
Aynı saksılarda büyü benimle
Mutluluğa dönük şarkını söyle
Kopsun sevincinden tel usul usul
Yağmur ol göklerden yağ ellerime
Ayışığı gibi vur yollarıma
Nazlı kuşlar gibi kon dallarıma
Sevda sepetime dol usul usul
Katmer katmer açıl gönül bahçemde
Bir ipek çevre ol fakir bohçamda
Mecnun'um Leylâ'sın dertli bahçemde
Kapımı yeniden çal usul usul
 |
|
|
Şiir Üzerine
Düşünceleri
1950’den 1980’e kadar yayımlanan ve
kendi adıyla anılan bir şiir ekolü
oluşturan Hisar Dergisi’nin
kurucularından İlhan Geçer, bugün 85
yaşında.
Bestelenen ve pek çok sanatçı
tarafından yorumlanan “Kahverengi
Gözlerin” adlı ilk şiiri 1934’te
Vakit gazetesinde yayımlandı. Sosyal
Sigortalar Genel Müdürlüğü’nden
emekli olan şair, bugün Erenköy’deki
evinde eşiyle birlikte sürdürüyor
hayatını.
Hisar Dergisi’nin 30 yıl yazıişleri
müdürlüğünü de yapan İlhan Geçer’in
“Büyüyen Eller”, “Belki”, “Bir Bulut
Geçti”, “Hüzzam Beste”, “Özlem
Rıhtımı” adlı şiir kitapları
bulunuyor.
Şiirlerinde duygusal yoğunluğun
fazla olduğunu ifade eden Geçer,
kendini ‘romantik bir şair’ olarak
tanımlıyor. Daha çok aşk şiirleriyle
tanınan şair, şiirin ilhamla
yazıldığına inanmıyor ve : “Eskiler
bir ‘ilham’dır tutturmuş giderlerdi.
Bugün artık ‘ilham’a inanmıyorum
ben. ‘İlham’, çok soyut ve imgesel
bir şey. Aslında şair aradığı ortamı
bulur. Şiirin iklimine girerse bir
şeyler yazabilir. Şairin ilhamı
budur bence. Sonra yazmak için
okumak, çok okumak gerek. Sanatçı en
azından on okuyup bir yazmalıdır.
Bilgisiz ve kültürsüz sanat,
temelsiz yapıya benzer. Kısa ömürlü
ve etkisiz olur.” diyor. Beğenmediği
için hiçbir kitabına almadığı ilk
şiiri “Kahverengi Gözlerin”i
nostalji albümlerinde tekrar
seslendiren Muazzez Ersoy’un plak
şirketine karşı, Türkiye İlim ve
Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek
Birliği (İLESAM) aracılığıyla açtığı
telif davası da henüz sonuçlanmayan
Geçer, “Dava dört yıldır sürüyor;
ama hiçbir şey olmadı. Takibini
tamamen İLESAM’a bıraktım. Artık
davanın sonucunu bile sormaya
çekiniyorum. Şair olarak bu tür
şeylerin peşine düşmediğimiz için
mağdur ediliyoruz.” diye konuşuyor.
 |
|